• 0















başım ağrıyor
gözüm hala uzaklarda
o ne zamandır isteyip de uzanamadığım ciğerde
bakıyorum ama kestiremiyorum bir türlü
pis mi değil mi
ah bi takabilsem şu lensleri
başım,
asabi saatin tik taklarından mustarip
ağrıyor
  • 0
ey türk genci!

asiliğini sadece kapalı mekanda sigara içerek -kendini zehirliyon bari bizi zehirleme be yavrucak- ya da soğuk havada içine atlet giymeyerek gösterme emi -üşütürsün sonra! gerekli tüm kaynaklar için de damarındaki kana bakmayı bıraksan da kitaplara bi göz atsan fena olmaz hani.
dikkat!

sayın diyarbekir bilmemkaçıncı mahkeme hakimi sözüm sana. arkadaşım girmeyeceksin anladık bilogumuza ama dükkanın önünü kapama bari be. zaten tahminen internetle olan ilişkin milliyet'te foto galeri gezmekten öte değildir. nerden bileceksin garibanın biri kendi kendine çiziktiriyor bişeyler kendini asosyal kafka'nın kuzeni yerine koyuyor. iki bilemeden yirmi iki kişi okuyunca da yazdıklarını mutluluktan wataşiba candy'ye dönüyor. hiç mi hulusi kentmen'i izlemediniz, hiç mi hoşgörüden nasibinizi almadınız burda ofsayt osman'a dönmüşüm ben sen hala korner direğinin dibinde bayrağını burnuma sokuyorsun. bu da gol değil tamam. oldu olacak yazdıklarımı ölünce delete et diye sana emanet edeyim, max brod gibi yayınlayayım diye aklının ucundan bile geçirmezsin.


  • 0
bilogun görünüşüyle ilgili not: gerek mozilla firefox gerek internet explorer gerekse opera üzerinde yaptığım denemeler sonucu en uygun görüntünün mozilla firefox üzerinde alındığına kendi gözlerimle şahit oldum.

.sen ne dersin mandalinalı şiveps ?
..iç beni.

yarın itibariyle daha net bakmaya başlayacağım dünyaya 1.25 dereceli 90x çaplı lenslerimle. bu da demek oluyor ki michael scofiel triplerine daha az girebileceğim, gözlerimi kısıp beşiktaş-kadıköy vapurunda uzaklara dalabileceğim.

araya sıkışan hayatın içinden enstantane: tam da bunları yazar ikene ekranda efes pilsen, euroleague maçında rakibi partizan üstüne onuncu yıl marşı eşliğinde hücum ediyor ve kere biloğu yiyor.

kısa bir aradan sonra yine lenslerimle burdayım. dedim ya hani net bakacağım hayata daha zırvaları takmadan etkisini gösterdi üzerimde. olay şudur ki işe başladığımdan beri kaçmak istiyorum çevremdeki herkesten sıkıldım bu hayattan, yalnız kalmak istiyorum triplerindeydim. ama saat 19:47 itibariyle gördüm ki ne çevremde kaçabileceğim bir herkes ne de kaçabileceğim huzur bulabileceğim bir yer var.
hayatımdaki 164. perşembe günü bugün. diğerlerinden pek de farklı olmamakla birlikte içimdeki boşluğu arttıran bir gün olarak kayıtlara geçti,dün geceden tek aklımda kalan ise bi ara hulk'a dönüşmüş olduğum sonra kimin canını ne kadar yaktım bilmiyorum.

AMA bu sabah dünden bağımsız olarak dingin olarak başladı ve en azından saat 12'ye (gündüz) kadar da kendimi birşeylerden kurtulmuş, yırtmış hissetmeye devam edeceğim. tüm bunların üstüne iki kaşık nescafe classic, 2 doğuş marka küp şekerden ibaret, ikea bardağında servis ettiğim sabah kahvemi lastfm'deki yann tiersen taglı müzikler eşliğinde içebileceğim hatta içiyorum -ahanda araya kings of convenience karıştı. peki mutlu muyum, eh işte. daha çok hulklaşma sonrası sendromumda hissizim, reset yemiş bilgisayar gibiyim bir nevi.

tam da benzetmelerle, akrostişlerle -yok artık- bezediğim yazımı sonlandırayazmışken kapıdan lavaş ekmeğe sarılı helva ikram edildi, birinin mi ruhu şad oldu .
  • 0
his tanımlama çalışmalarında sonlara gelinirken ben hala ne hissetmeliyim bilemezken. aşık mıyım sıkkın mı, kızgın mıyım bilemezken istanbul'un yaşadığı kararsızlığı yaşıyorum...
  • 0
sabah son anda yataktan kalk, dişlerini fırçala. kapının arkasında asılı duran yığınla elbiseden yeni bir kombinasyon oluştur. bi bardak su iç. hızla evden çık. kapıyı iki kere kilitle. beş dakikalık yürüyüş. servis bekleyenlere 'günaydın'. yaklaşık 45 dakikalık yolculuk boyunca kosinski'den boyalı kuş'u oku. arada gözlerin kapansın. sağa sola yeni yüzler var mı diye bak. sabah bir adet uzun kaşarlı simit ve üç şekerli çay ile güne başla. otomatik portakala dönen günümün başlangıç hikayesi işte budur...

..tu bi kontinyud
insanoğlu yazdıkça ucu yumuşayan kalem gibidir. daha bebekken dünyanın en büyük eylemcisi olan yirmilerinde devrim yapanlar kül olup uçtuklarında kupa bardakların üzerinde yer buluyorlar kendilerine.

bir yunan söylencesi


zaman ilerledikçe cnbce izleyip radikal okumaya indirgenen alternatiflik, karşılık bayağılaştırmıyor mu yaşantıları, farkında mısınız tehlikenin ?

ne anladım bu filmden

  • 0
yaşamın kıyısında olmalıydım diye düşündüm ilk başta. böyle planlamamıştım ki ben diye geçirdim içimden. duydularımı notalara yansıttım.ince re sol la si do çıktı karşıma. neden dedim flüdüme. çok çarpıklaştın olm sen neden bu olsa gerek doldurulmasına hayat çizginin dedi. kimsin sen dedim. hasan ben dedi. hangi hasan dememle eki eki diye gülmeye başladı. anlamıştım. anladığımı anlamıştı.

ne istediğini bilmeyen birinin bu kadar sürede çoktan sıkılması gerekiyordu sanki. ama hala burdaydım. cimcikledim kendimi ve evet hala canlıydım. sadece biraz yalnızlaşmış. biraz monotonlaşmıştım.

uyandım. rüyaymış yazdıklarım. tek gerçek mesaiymiş.