Hergün Bir Şarkı Adeta #67

  • 0
david lang reaksiyonuna uğrayan düz metnin geldiği hâl budur. doğru ışık altında salınan perdenin oluşturduğu o danseden gölge, hafif rüzgarda bir o yana bir bu yana başını deviren selvi ağacı.. hepsi buna benzer bir zarif dokunuş ile hareketlerine yön verirlermiş. atomlarımın titreşim frekansını david lang'a ayarladım duruyorum ama yakından baksanız bana, çok ama çok yakından.. titreşiyorum..

she knows she is right
but to say she is right is wrong
in this case, to be correct and say so is wrong
in certain cases she may be correct, and may say so in certain cases
but if she insists too much, she becomes wrong
so wrong that even her correctness becomes wrong by association.
Şehri Bekleyenler

Şehri Bekleyenler

  • 0

bir şehri bekleyenlerin nerden çıkacağını asla bilemezsin. mesela delik deşik bir perdenin ardına gizlenmiş, izliyor olabilir seni. sen farkında bile değilsindir. 

ve bir gün şehrin dar sokaklarından birisinde yürüyorsun. meselaların bir seferindesin. yolunun üzerinde yarısı sokağa taşmış bir şeftali ağacı gördün. normalde şeftaliye karşı bir düşkünlüğün de yok yani biliyoruz. pazardan alsak yemezsin. ağaçtan meyve koparma konsepti mi hoşuna gitti yoksa? bilmem. demek cevap da veriyorsun, peki. belki çocukluğundan bir kuple sergilemek istiyorsun seni izleyen gözlere. bir dakika bir dakika daha birşey olmadı ki. ne ben kopardım o meyveyi henüz ne de beni izleyen gözlerden haberdarım. nerden çıktı şimdi bu peşin hüküm allah aşkına? herşeyi çocukluğa bağlama peşinden koşacağına anlattığının devamlılığını bir gözden geçir önce.

söylediklerin makuldu. makulduymuş, şimdiki zamandayım ben. tamam. en iyisi şöyle yapalım. bu paragraf boşluklarımızı tamamladığımız paragraf olsun, anlatımızdaki boşluğu da burda dolduralım, senin hayatındaki boşlukları da burda dolduralım. mesela eksik bir figür var mı hayatında göstermekte olduğun agresifliğe yol açacak? şefkat figürü, otorite figürü.. yoksa tek eksiğin şeftali miydi :) birşey mi kastediyorsun sen? hem bu gülen yüz de nerden çıktı? bu gerçekten oluyor mu? yanıtını beklemeden devam ediyorum. yanıtımı beklemeden derken, sen dinlemiyor musun beni acaba? beni görmezden gelebileceğini mi sanıyorsun yoksa? ağaca yaklaşırken eskiden kalma bir alışkanlıkla etrafı kolaçan ettin önce, sonra gözüne meyvelerden birini kestirdin ve pek de çevik sayılamayacak bir hareketle olduğun yerde zıplayıp  gözüne kestirdiğin şeftalinin yanındaki şeftaliyi kopardın. göz hakkı kanunlarını çiğnemiş olmuyorumdur umarım.

acaba bilincinin altında bir yerlerde farkındaydın izlendiğinin. belki farkındaydın, belki de umuyordun birileri seni izliyorlardır diye. hiç seyiricisi olmayan bir oyunun parçası olmak istemezsin ne de olsa. fonda müzik de olsun mu? evet, in bruges filminin teması çalsın. yok olmasın soruyu sorulmamış sayalım. müzik bir tür hile idi değil mi sayın von trier? peki, nerde kalmıştık sayın von trier? evet, bir ağacın altında. yarısı yola taşmış, meyvelerin ağırlığından aşağı sarkmış o şeftali ağacının altında çocukluğumuza referans veriyorduk. o benim çocukluğum. fazla sahiplendiğimi düşünmüyorsun değiş mi hayatını, hem diyorum ki hayatında  belki bir yardımcı oyuncuya ihtiyacın vardır, ha ne dersin? daha fazla saçmalama ve devam et derim. pekâlâ bu soruyu da sorulmamış say o zaman. ben yazdığımı silmiyorum ama sen olmamış say. senin gerçekliğinde böyle bir cümle hiç okunmamış ve okunmayacak olsun. nedir bu yani? kelime başına para mı alıyorsun? devamlı bir ben yazıyorum ama sen okumamış ol lar. hem bir cümlede görmezden gelirdim ben seni, bu kadar uzatmana hiç gerek yoktu.  

o anda bu, biz çocukken hep bahçelere dalardık altmetinli çalışmanın nasıl sonlanmasını bekliyordun acaba? sinirlendin mi? mesela şöyle mi, gözden kaçmış güzel bir kız peydah olur karşı kaldırımdan, o kadar da kolaçan etmiştin hani, ooo şeftali mi kopardınız diyecek sonra. meyveler, meyvelerimiz temalı bir konuşma. ağaçların meyvelerinin hep kaldırıma düştüğünden tut şehrin çocuklarının sanal pokemon toplamaktan güzel göğüsleriniz kadar olgunlaşmış bu meyveleri toplamaya tenezzül etmeyişine vur ve kopardığın şeftaliyi paylaşma noktasında inecek var. sinirlenmişsin.

kısa moladan sonra, şeftalinin metafor olarak cinsellikte temsil ettiği değerler konulu bir konuşmaya girişirsen önceki olgun meyve ğüsler benzetmesini bu konuşmaya ekleyerek gidiş yolunun nereye çıkacağının hem lead actress hem de tüm izleyiciler farkına varacaktır. tamam, bu kadarı yeter artık. hem tüm izleyiciler de nerden çıktı? seni bir lead actress ile başbaşa bırakacağımı düşünmedin herhalde. kes artık burdan sonrasını ben devralıyorum.  

olan gerçekten bu muydu? olmakta olan, olmuş olan, olacak olan.. tabii ya... perde! 

o delik deşik perde. şimdi hatırladım. cık cık cık cık... o sesi nasıl unutabilirim ki ve o bakışı, o hor gören bakış. ancak bir teyzenin gözlerinden çıkabilecek bakışlar. sen bizim ağacımıza nasıl tecavüz edersin, hem de şeftali ağacı!! diye ünlemli ünlemli çınlamıştı repliği tüm sokakta. 
izleyiciler önünde selamımı verip derhal uzaklaşmıştım ordan. ah bir de repliğim olsaydı ya söyleyeceğim. tabii ya göz hakkı diye bir şey bilmez misiniz siz? paylaşmaktan hiç mi nasibinizi almadınız ya da the pleasure of being robbed isimli filmi hiç mi izlemediniz?

artık geri dönme vakti geldi. 

bir şehri bekleyenlerin nerden çıkacağını asla bilemezsin demiştim sana. mesela delik deşik bir perdenin ardına gizlenmiş, izliyor olabilir seni. sen farkında bile değilsindir. bir camın ardındaki kukla, bir duvarın ardındaki bruce lee ya da şehrin tepesine yerleştirilmiş devasa heykel olarak izliyordur o seni. eğer içinde iyilik ile geldiysen şehre, şarap ile dolu tasını uzatır sana. ha yok eğer kötülük niyetiyle geldiysen işte o zaman kılıcını çeker hiç çekinmeden.

cık cık cık cık!

çanlar kimin için çalıyor andrei, son kimin için geliyor?  





Hayat Gailesi

Hayat Gailesi

  • 0
içimdeki çocuk düştüğünde ve ağlayası olduğunda kendisine karşı tutumum onu görmezden gelmek oluyor. aksi takdirde şımarıyor ve yaşamama engel oluyor.

Hergün Bir Şarkı Adeta #66

  • 0
önce
aklımdan çıkmıyorsun
ve aklım çıkıyor
sonra zaman geçiyor ve
aklımdan çıkacaksın diye aklım çıkıyor
hep yeni baştan

Hergün Bir Şarkı Adeta #65

  • 0
bin yıl öncesinden bu ana yansıyan bir beste hildegard von bingen'inki. hatırlatmak için uzun zaman ötesinden gelmiş bir mitos. onca zaman sonra söylediklerinin tercümesi mağrur olma kanka senden fazla followerı olan var şeklinde okunuyor artık.

Hergün Bir Şarkı Adeta #64

  • 0
düne kadar, benmerkezli bir evrenin ağırlık merkezinde yer aldığımı sanıyordum. herkese bir yarıçap kadar uzakta, aynı mesafede, tek başımaydım. geçen haftaki konserinde pj harvey son şarkısını near the memorials to vietnam and lincoln olarak seçmişti çünki üstümdeki vietnam'dan aldığım tişörtü görmüş, bana bir gönderme yapmak istemişti. çeperimdeki herkesin hayatı bana yapılan göndermeler üzerinden rahatlıkla okunabilirdi zaten. 
dün de aynı inanç ile eve doğru yürürken, okuduğum ve izlediğim tüm odysseylere dayanarak yerdeki kurumuş yaprağa bir tekme attım. onu epik bir yolculuğa çıkarmak istiyordum ne var ki bütün varlığımla ittiğim bu yaprak evrende bir kaldırım taşı kadar yer değiştirmişti. yoksa kendimi biraz fazla mı önemsiyordum?
Hayvanlar Alemi

Hayvanlar Alemi

  • 1

ben: nuh'un gemisine katılmaya sizi iten neydi öğrenebilir miyiz?
kartal: nuh bey yeni bir dünya söylemi ile karşıma gelince ilgimi çekti açıkçası. önceki yaşantımdaki günlük rutinim, sonsuz mutsuzluk sağlayan bir dönergece benzemeye başlamıştı zaten. alıp başımı gitmek istiyordum. kanatlı hayvanların krallığı pozisyonunun önerilmesi de cabası. şans işte..


ben: burdan önce şamanizmi yaymaya çalışan bir misyoner olduğunuz söylentileri dolaşıyor gemide. işin aslını bir de sizden dinleyebilir miyiz?
maymun: bunun neden kulaktan kulağa fısıltılar halinde yayıldığını anlayamıyorum açıkçası. sanki ben birşey saklıyormuşum gibi. evet, önceden şamanizme gönül verdiğim doğrudur. hangimiz gönül vermedik ki doğa ile birlikte yaşadığımız bu düzene. lakin bizim yaratamadığımız ilgi çekici mitosları insanın kolaylıkla ortaya koyabildiğini gördüm. ve burdayım işte.


ben: sizin burda bulunma sebebinizi de alabilir miyiz kısaca?
at: ıssız koylarda çırılçıplak yüzmeyi, yeni yerler görmeyi, kainatın bütün seslerini, titreşimlerini, yüzlerini seviyorum ben. hayat felsefem gereği bu böyle ve sonradan ah o gemide ben de olsaydım dememek için atladım gemiye.



leylek: bir kaç gündür diğer arkadaşlarla konuştuğunuzu görüyorum. herkesin neden burda olduğunu merak ediyormuşsunuz. bu, benim de ilk günden beri kendime sorduğum bir soru. neden burdayım? insana birincil tür olmanın vaadedildiği bu yeni düzen içinde yer almak istiyor muyum? hiç sanmıyorum ama ölmek, yok olmak da istemiyorum.



Gnothi Seauton

Gnothi Seauton

  • 0

sen benim kim olduğumu biliyor musun?
sen benim kim olduğumu biliyor musun?
sen benim kim olduğumu biliyor musun?

sabahları bilinçaltımın temsilcisi ile yansımalar üzerinden yaptığımız konuşmalar, aynı repliğin tekrarlanmasından ibaret hale geldi. 


We start off with high hopes, then we bottle it. We realise that we’re all going to die, without really finding out the big answers. We develop all those long-winded ideas which just interpret the reality of our lives in different ways, without really extending our body of worthwhile knowledge, about the big things, the real things. Basically, we live a short disappointing life; and then we die. We fill up our lives with shite, things like careers and relationships to delude ourselves that it isn’t all totally pointless.

― Irvine Welsh, Trainspotting



kral arthur, ikeadan aldığı yuvarlak masasını kurmak için uygun anın gelmesini bekliyordu. uzun zamandır köylülerdi, asilzadelerdi derken uğraşacak vakti bir türlü bulamamıştı. yani ikeadan gelsin yapsınlar diyorum ama hem çok sonraya randevu veriyor pis adamlar hem de tanrılarına onlarca kurban istiyorlar. 

dertler içersindeki arthur, habercilerin  gelip de şövalyelerin dönüşünü haber vermesiyle görünce bir kat daha bunaldı ve şimdi nerde bizim yuvarlak masa diye tutturcaklar yine diye geçirdi içinden.

lordum diye girdi söze baş şövalye, başını önüne eğmişti. şimdiye kadar kralına karşı saygıda hiç kusur etmemiş, o ne isterse istesin derhal yerine getirmişti. başını hafifçe kaldırarak devam etti  ülkenin dört bir yanını gömme dolaplarla çevreleyip döndük yanınıza yüce arthur! sevinç içindeyiz, bundan gayrı uzunca bir süre ne yeni toprak fethi gerekir bize ne başka birşey. bütün krallık koyalım eşyalarımızı gömme dolaplarımıza da rahatlasın ortalık. sonra da koyalım şarapları kadehlere! arthur, duydukları karşısında o kadar memnun olmuştu ki şaştı kaldı bir süre, çok uzun sürmedi ama girdi söze. ah benim düşünceli şövalyelerim, beni ne büyük bir dertten kurtardığınızın farkındasınız değil mi? farkındasınız tabii. sizin gibi zeki insanlar her şeyin farkındadır. ah dostlarım! sizlere karşı mahcubiyetimi nasıl ifade edeyim bilemiyorum. siz ülkeyi gömme dolaplala donattınız ama ben bir yuvarlak masa kuramadım. ama söz, şu ortalık bir düzene girsin, eşyalar girsin dolaplara, o zaman görün beni cin fikirlerimle işte.

krallık kısa süre içinde düzene girdi. ve tıpkı dediği gibi, her seferinde yeni cin fikirler ile geliyordu arthur yuvarlak masaya.

dostlarım! ne dersiniz bir gömme dolabı sırf çoraplara mı ayırsak? daha bir düzenli olmaz mıydı?


x: bir sorun mu var, iyi görünmüyorsun.  
y: ben.. allahtan başka hiçbirşeyden korkmuyorum. 
x: nasıl yani, anlamadım. sorun allahtan korkman mı yoksa başka hiçbir şeyden korkmaman mı?
y: geceleri yatağımın altındaymış gibi hissediyorum. doğru düzgün uyuyamıyorum günlerdir. 
x: bi dakika ya neden bahsediyorsun sen? kimmiş yatağının altında olan, allah mı yatağının altında? 
y: ...
x: peki konuşuyor mu, baksana belki yeni peygamber olarak seni kestirmiştir gözüne.


vertigo 2: holy god'dan bir sahne


Sound of Tehran

Sound of Tehran

  • 0

tahran'da çektiğim fotoğraflara, fotoğraflardaki insanlara aylar sonra bakarken küçük insanlığın yılmaz bir neferi olduğumu tekrar tekrar hatırlıyorum.


her şehrin bir tınısı vardır önkabulü ile hareket edecek olsaydım tahran'a doğru, gördüklerim bir philip glass bestesine benzer şekilde titreşirdi herhalde. istanbul'da, koca bir senfoni içinde var olmaya çalışan, sesini çıkarmak için sırasını bekleyen davul gibiyim. sıram geldiğinde ortaya çıkan gümleme düşüncelerimin önemini yansıtır yükseklikte olmalı. herkes duymalı söylediklerimi ve behold diye haykırmalılar. 
gözlerimi kapıyorum. cebimde önkabulüm tahran'dayım şimdi. minimal bir atmosferde, sanki her söylediğim önemli. tıs diye vursam zilime herkes duyacak. düşünüyorum da söyleyecek neyim var önemli olan? içimdeki davul egosuyla barınamıyorum oralarda tabii ki, açıyorum gözlerimi.


çocuk! sen o kuşları vuruyorsun ama ölüp de öbür dünyaya gittiğinde o kuşlar seni vurmayacak biliyor musun? çünkü onlar ne bizim gibiler ne de alfred hitchcock gibi..


unutmam mümkün olsaydı, unutmak sürekli olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim, varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım, bir mürekkep damlasında, bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve şekiller öyle büyürlerdi ki, hissedilemezin içinde silinir, yok olurlardı. O zaman dileğime kavuşurdum.

Sadık Hidayet - Kör Baykuş


tahran sokak lezzetlerinde bu hafta kiarostami beye konuk oluyoruz. kendisi tezgahında sol tarafta yer alan şişe geçirilmiş düzenli pancar birlikleri ile iran devrimindeki islami güçleri, çokluk halinde mücadelelerini sürdüren, partileşme sorununu aşamamış sağ taraftaki fasulyeler ile de solcu insanları sunuyor sofralarımıza. afiyet olsun.


islam mitolojisinde henüz bilmediğimiz ama saçlarını gören erkekleri taşa çeviren bir kadın figürü mü var yoksa? 

bir kadının saçlarını dünya gözüyle hem de kendi gözlerimle gördüm ve yok oldum.
 
kutusunu başörtüsünün altına gizlemiş olan pandora güvenlik önlemlerine aldırmıyor, birazdan olacaklardan habersiz mastürbasyonlarına devam eden  zavallı erkeklerin arasında, usul usul ilerliyordu. son anlarını, bu penis cennetinin içinde ve tadına vararak geçirmeyi planlamıştı. ne var ki cinsel içerikten aldığı hazzı hiçbir zaman istediği kadar uzatmak kısmet olmamıştı pandora'ya.

bam!