dünyanın dört bir yanından milyonlarca insan, radikal hareketler, iç savaşlar ve devletler yüzünden yaşadıkları a noktasından kaçmak zorunda kalıyor. yukarıdaki şarkı bu insanlardan birkaçının vardıkları b noktasındaki mücadelelerinin sonucunda üretilmiş. albümün adı music in exile, türü ise desert blues olarak geçiyor. severek dinleyelim.
Beam me up, Scotty
yediklerim, içtiklerim hep benim oldu da gezdiklerim, gördüklerim hiç benim olmadı.
yukarıdaki fotoğrafta yüzünü göremediğiniz kahverengi bereli amca, loch ness canavarını görmek için baharat yolunun doğu ucundan gelmiş. kendisi, benim wes anderson filmimin steve zissou'su olmayı kibarca reddetti. bu tekliften önce aramızda geçen ilginç konuşmayı ise paylaşmamda bir sorun olmadığını söyledi.
sene 1916.
yukarıdaki fotoğrafta yüzünü göremediğiniz kahverengi bereli amca, loch ness canavarını görmek için baharat yolunun doğu ucundan gelmiş. kendisi, benim wes anderson filmimin steve zissou'su olmayı kibarca reddetti. bu tekliften önce aramızda geçen ilginç konuşmayı ise paylaşmamda bir sorun olmadığını söyledi.
sene 1916.
dünyanın bir kısmı kendi arasında savaşmaya devam ededursun iskoçya'dan yola çıkmış bir genç adam hindistan'a doğru yol almaktadır. amacı, hindistan'daki bağımsızlık mücadelesinin örgütlenmesinde yardımcı rol oynamak ve önemli sayılabilecek faaliyetleri ülkesine raporlamaktır. olaylar düşündüğü gibi ilerlerse her şey bittiğinde planladıkları mücadele için yararlı olabilecek bilgi ve deneyime sahip olacak, ülkesine dönerek william wallace'dan miras kalan mücadeleyi tekrar diriltebilecektir. bu arada iskoçyalı kahramanımızdan kısa süre sonra adanın güney tarafından da lawrence isimli bir asker benzer amaçlarla arap yarımadasına doğru yola çıkacaktır. sonraları arabistanlı lawrence olarak anılan bu ingiliz asker adına filmler çekilir, kitaplar yazılırken benzer işler yapmış iskoçyalı kahramanımızı neden görmezden gelmektedir tarih? önemli sebeplerden birisi bu operasyonun şimdiye kadar kısmen gizli olarak kalması ise bir ikincisi de planlanan iskoçya özgürlük hareketinin hiç bir zaman başlatılamamış olmasıdır.
kahramanımız ile birlikte hindistan'a ayak basmadan önce, belki bizim hikayemizin değil ama hindistan bağımsızlık hareketinin asıl kahramanını da anmak gerekir. mahatma gandhi, yakın zaman önce güney afrika'dan memleketi hindistan'a dönmüş bir avukattır o tarihlerde.
tarih boyunca çeşitli tanıklar, pasif direniş yöntemini mücadele içinde oldukça etkin biçimde kullanabilen gandhi'nin yanında ara ara beliren ve onunla fikir alışverişinde bulunduğu iddia edilen bir iskoçyalıdan bahsetmişlerdir.
ingiliz mağduru iki toplumun dayanışmasını gösteren kısacık hikaye sona ermişti. eve dönme zamanı gelmişti ve ben önemli bir soruyu sormayı atladığımı farkediyordum. steve zissou'muz, peki o bu hikayenin neresindeydi acaba ve bunca ayrıntıyı nerden biliyordu? yaptığım kısa araştırma sonucunda bağımsızlık mücadelesi için hindistan halklarının yanında yıllarca mücadele eden iskoçyalı kahramanımızın mücadele kazanıldıktan sonra da hindistan'da kaldığını öğrendim. kendisine kast sisteminin kaymak tabakasından bir denklik belgesi hazırlatmış ve hayatının sonuna kadar huzur içinde yaşayacağı bir aile kurmuştur hindistan'da. steve de olsa olsa bu ailenin günümüze uzanmış olan bir dalıdır diye düşünmeye başlamıştım ki televizyondaki son dakika haberine gözüm ilişti. bir adam loch ness kenarında fotoğraf çekerken gölden çıkan bir yaratık tarafından göle çekilmişti. bir yandan dalgıçlar arama kurtarma çalışmalarını sürdürürken bir yandan da bölge polisi adamdan kalan kahverengi bere etrafına güvenlik şeridi çekiyorlardı. bu işte bir iş vardı, ama ne?
Hergün Bir Şarkı Adeta #58
farsça konuşmayı ve gitar çalmayı öğrendikten sonra başlatacağım grup için seçmeler başlamıştır. henüz farsça konuştuğumu hayal edemiyorum ama tahran müzik ödüllerinde alacağımız ödülün konuşması ve teşekkür edeceğim insanlar şimdiden belli. teşekkürler insanlar!
Herşeyin Farkındayım ve Bu Durumdan Memnun Değilim
Tarih,
AKP’nin açık faşizme adım adım tırmanışında, ne yazık ki “sol”
mahallenin farklı kollarından gelen desteği de yazacak gibi. 2002’de
iktidara gelen AKP’ye önce sol liberaller, “sivilleşme, askeri vesayeti
geriletme, statükoyu yıkma” adına destek verdiler ve 2010 anayasa
değişikliği ile ilgili koydukları “Yetmez ama evet” tavırlarıyla
desteklerini taçlandırdılar.
Yukarıdaki cümleler, pasifik okyanusunda kanat çırpan sol liberal kelebeklerin AKP'nin geldiği noktada ne kadar da etkili ve sorumlu olduğunu anlatmak için yazılmış yazılardan bilmem ama kaçıncısının ilk cümleleri. Yazarımız bu yazısına J'accuse... hamlesi ile başlıyor. Kılıcını nasıl da atikçe çekiyor görmenizi isterdim doğrusu. Sivilleşme, askeri vesayeti geriletme gibi gerekçelerle AKP gibi bir partiyi desteklemenin ne kadar da manasız olduğunu hatırlatıyor bizlere. Sağolsun, varolsun! AKP ile statükoyu yıkmakmış, güldürmeyin beni!
Yukarıdaki cümleler, pasifik okyanusunda kanat çırpan sol liberal kelebeklerin AKP'nin geldiği noktada ne kadar da etkili ve sorumlu olduğunu anlatmak için yazılmış yazılardan bilmem ama kaçıncısının ilk cümleleri. Yazarımız bu yazısına J'accuse... hamlesi ile başlıyor. Kılıcını nasıl da atikçe çekiyor görmenizi isterdim doğrusu. Sivilleşme, askeri vesayeti geriletme gibi gerekçelerle AKP gibi bir partiyi desteklemenin ne kadar da manasız olduğunu hatırlatıyor bizlere. Sağolsun, varolsun! AKP ile statükoyu yıkmakmış, güldürmeyin beni!
Tam da burda geleceğe dönen bir ulusalcı motifini konuk ediyoruz.
Tehlikenin
farkında mısınız arkadaşlar, gelmekte olan şeriatın, kaldırılmakta olan
andımızın, kurum isimlerinin önünden kaldırılan tclerin, on kasımlarda
durulmayan saygıların, görüşülmekte olan terör örgütlerinin,
konuşulmasına izin verilen tanımlanamayan dillerin... Gelmekte olanın
farkında mısınız arkadaşlar? Hala anlamadınız mı, şeriatın ayak sesleri
bunlar. Ney gelmedi mi? Ama ülkeyi böldüler değil mi? Böldüler güzelim
ülkeyi.
Evet böldüler pek sevgili doc brown ama sandığın gibi değil.
Zamanın
cumhuriyet gazetesi ve ulusalcı taifesinin şeriat geliyor kaçın
naraları atarak insanları nasıl kamplaştırdığı, muhafazakarları nasıl
tek çatı altında toplanmaya ittiğinin hesaplaşması bir yerlerde
yapılıyor mu? Bir paralel evrende de, şeriat geliyor diye kandırıldık
yahu açıklamaları yapıyor mudur ulusal aydınlar?
Peki
bu aralar, insanların ölüleri üstünde tepinmekle meşgul olan düşüncenin
aşırı sağcı Avrupa devletleri ile kankilik müessesesi içinde olması
sizi rahatlatır mı ulusalcılar? O zaman içiniz rahat bir şekilde
destekler misiniz devletin bekası için insanlara işkence etmekten dahi
kaçınmayan bu cesur insanları?
Korkmayın, yanaşın...
İlgili yazı: liberallerden-sonra-ulusalcilarin-aymazligi
Hergün Bir Şarkı Adeta #57
post rock dalında avrupa ülkelerinden fark yediğimiz günler geride kaldı sayın dinleyenler, artık ve hatta bir süredir mauna kea var!
Hergün Bir Şarkı Adeta #56
bu güzel blur şarkısının ve dolayısıyla klibinin varlığından yakın zamanda (bugün) haberim oldu. paylaşmak istedim ama öyle gördüğüm her güzelliği burda paylaşamazdım. bir nedensellik ilişkisi kurmam gerekiyordu. bakınmaya başladım. otomatik portakal filminin kırkbeşinci., kitabının ellidördüncü. yılı imiş bu sene. seneye olsa anthony burgess'in yüzüncü doğum yıldönümü ama o da değil. stanley kubrick öleli onyedi sene olmuş. bu sene tom cruise yine bir imkansız göreve çıktı ama neden benim kubrick deyince ilk olarak aklıma tom bey geliyor?
nedensellik gerekliliğini bu seferlik görmezden geliyor ve günün şarkısı ile başbaşa bırakıyorum britpop'un tüm öksüz çocuklarını..
Winter Was Here
karlar altında kalmış bir şehir. hayatın devam ettirmeye değer olup olmadığına karar vermek için karşı karşıya getirilmiş iki adam. bir şarkı. hikaye boyunca göremeyeceğimiz ama bütün bu yaşanacaklara neden olduğu aşikar bir kadın. ground control ve major tom, tanrı ve insan, baba ve oğul karşı karşıya. rüzgar esiyor. rüzgar estikçe kar taneleri öte yana hızla sürükleniyorlar. ama hep öte yana. kar tanelerinin ödemeleri gereken kredileri yok. istedikleri yere sürüklenme hakkını merkezi bir otoriteye teslim etmemişler. hızla sürükleniyorlar kar taneleri ve öte yandaki adamın görüntüsü git gide karıncalanıyor. bu halde isabetli bir konuşma gerçekleştirmek pek zor. hop! diye bir ses geliyor. nerden geldiği de hangi ağızdan çıktığı da belli değil. bir hop! daha. senkronizasyon sağlanmış olsa gerek. herşey bu kadar zor olmak zorunda mı diye geçiriyor major tom, içinden. hemen sonra herşey yolunda mı? diye sesleniyor ground control. hmm... bir bakalım herşey yolunda mı. herşey yolunda olsa burda, senin karşında ne işim var? ground control, ne kendisinin ne de karşısındaki adamın neden orda olduğunu bilmiyordu. aldığı cevap da ona yardımcı olmadı. ne yani ona yardım mı etmeliydi? sana yardım mı etmeliyim? diye soruldu soru. ve, bana neyin yolunda gitmediğini söylemelisin. sürükleniyorum. kütle çekimi namına birşey kalmadı hayatımda ve neyin yolunda gitmediğini bilmem lazım. diye cevaplandı. hiçbirşey kolaylaşmıyordu. kontrol noktası olduğunun farkında olmayan bir ground control. kütle çekimini kaybetmiş bir major tom. herşey sürükleniyordu. hikayenin kendisiyle birlikte. müzik sustu. bütün bu karmaşanın nedeni olduğu aşikar kadın konuştu. ama çok uzakta. kimse duymadı onu. tanrı tanrılığının farkında değildi, insan insanlığının. bu ne biçim hikayeydi böyle.
Hergün Bir Şarkı Adeta #55
Faramarz bey ile tahran'da, ivan'ın yerinde tanıştım. sesinin titreşimleri mekanda salınmaya başladığında ben çay içerken bir yandan da o ana dek kaçırdıklarımın listesini yapıyordum. şeker kristalleri çayın içinde erimeyi reddediyorlardı. büyük ihtimalle karşılaştırmalı mutluluk dersinden kalacaktım ve işte ufo renkli ısıtıcılar da birer birer sönmeye başlıyordu.
- havaalanında geçireceğim uzun gece öncesi daha ne kadar vakit öldürebilirim burda?
- bu şarkı da bitsin kalkarım.
Hergün Bir Şarkı Adeta #54
alfred hitchcock, yıllarca bize yanlış zamanda yanlış yerde bulunan insanların hikayelerini, başlarına gelen belaları anlattı.
türkiye cumhuriyeti devletinde ise durum bundan biraz farklı. türkiye cumhuriyeti devletinin hikayesi, doğru zamanda doğru yerde bulunan insanların başlarına gelen türlü belaların hikayesi.
ülke iç savaşın eşiğindeyse, siz de ülkenin başkentinde barışın sesi olmak isterseniz. ölürsünüz. şehrin ortasında, tarihi anıtların dibinde çatışmalar oluyorsa ve siz böyle olmasın diye sesinizi yükseltir, iki kelam ederseniz, katledilen insanların yanında olursanız. ölürsünüz. türkiye cumhuriyetinin öncülü tarafından soykırıma uğramış kendi cemiyetinizi, sizin içinizdeki nefret sizi zehirliyor, sağlıklı insanlar olmaktan çıkarıyor diye eleştirirseniz. üstüne bir de ben, isviçre'de soykırım olmamıştır, türkiye'de soykırım olmuştur diyebilmeliyim derseniz. ölürsünüz. ama sakın yanlış anlamayın türkiye cumhuriyeti devleti bütün bu suikastları size olan şefkatinden yapıyor.
I know he knows that he’s killing me for mercy.
bak çetin altan eceliyle öldü de noldu diyor kendi kendine türkiye cumhuriyeti devleti. ölmek istemiyorsanız enseyi karartmanın tam vaktidir sesleri..
I know he knows that he’s killing me for mercy.
bak çetin altan eceliyle öldü de noldu diyor kendi kendine türkiye cumhuriyeti devleti. ölmek istemiyorsanız enseyi karartmanın tam vaktidir sesleri..
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)












