kutladık ve bitti. yarın da pazartesi. bugün hangi gün o zaman pazar, evet çıkarım yapmayı seviyorum. kelimelerin anlamlarından zamandaki yerimi saptayıp birşeyler söyleyebilmek güzel olmalı, birşeyler ama diğer insanlar tarafından da anlamlandırılabilecek birşeyler. mesela kalp diye bir organ bir de bunu temsilen kullanılan bir kelime var değil mi. cevap veriyorum, evet var. hah şimdi bir de bu organa insanlar tarafından atfedilen, sevgi/hoşgörü/misafirperverlik gibi güzel duyguları içerme anlamı var ya. evet var velakin bunun karşı tarafında nefret/301/gıybet gibi hadiseler de vuku buluyor bu güzide organda. doğru diyosun da geleceğim yer orası değil, kelime olan kalp sesli harf ile başlayan bir ek alınca noluyor, yumuşuyor değil mi. evet. bu bir kural değil mi. evet. ama bu organa sahip her insanda tvde, gastede gördüğü kaldırımda üzeri gaste sayfalarıyla örtülü adama karşı kurallı bir yumuşama eylemi neden gerçekleşmez. bu mu çıkarımın yani. evet yani sanki daha ilginç gibiydi ben içimden geçirirken ama yazıya dökünce yeterince ilginç olmayan şeylerle gerçekten ilginç olan şeyler farkını belli ediyor vesselam. sonsözniyetinegelsin, I could write a song I could write a letter/I could write a book about I don't know..
Sesli Düşünüyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sesli Düşünüyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bir yıl daha geçerken
Selam,
Bir yıl daha geçmek üzereyken, gastelerde tivilerde çıkacak olan bu yılını en on bilmemnesi haber vidyolarının ayak sesleri de yaklaşıyor. en on belgesel seslendirmecisi listelemesinde tuncel kurtiz ile tarkan'ın pozisyon paylaşmını merakla bekliyorum. derken. ben de kendi oluşturduğum değil ama kendi bulduğum diyelim bir onluk liste ile sezonu açıyorum. yalnız nolur ben bu listeyi buraya taşırken birileri de neden bu sene bu kadar kısa sürede bu kadar tatsız karpuzlarla başbaşa kaldığımızın cevabını arasın. neyse uzatmadan linkimi veriyorum. ahan da link. bu linke gidince ne olacak yoksa dedeler mi gelecek aman tanrıııım diye endişeye kapılanlar için gelsin. telaşa mahal yok. artık belgeseli de çekilince iyice geniş bir kitle tarafından tanınan, eserleri tıklanma rekorları kıran (yavan mod on) sokak sanatçısı (bkz. nevişahsınamünhasır) banksy'nin ikibinon yılı içersinde yaptığı eserlerden onluk bir kuple karşınıza çıkaceyk.
İzlemeye devam edin,
Tenks.
devam edenler için birkaç hediye daha. sosyal medyanın can damarları için yapılmış vintage veyahut retro olarak tabir edilebilecek bir dizi poster karşınızda;
İzlemeye devam edin,
Tenks.
devam edenler için birkaç hediye daha. sosyal medyanın can damarları için yapılmış vintage veyahut retro olarak tabir edilebilecek bir dizi poster karşınızda;
Matruşka
bir ben var benden içerü demiştin de bu kadar farkli olacağımızdan hiç bahsetmemiştin icerideki ben ile
içindeki çocugu öldurme sakın, üzülme veren el bos kalmaz.
artık içlerim ile dışlarımı çarpınca bile eşitlenemiyorum, dengesizleştim iyice
ikizler burcusun ya sen.
peki ya yükselenim nolucak?
Om shri maha lakshmiyei swaha om.
içindeki çocugu öldurme sakın, üzülme veren el bos kalmaz.
artık içlerim ile dışlarımı çarpınca bile eşitlenemiyorum, dengesizleştim iyice
ikizler burcusun ya sen.
peki ya yükselenim nolucak?
Om shri maha lakshmiyei swaha om.
Rüya

yıl 2006.
"bitlis, doğunun atinasıdır. avrupa'nın değme devletlerini cebinden çıkaracak kültür madeni var bitlis sırtlarında. bitlis'ten çıkacak kültür ile türkiye nice oscar, nice nobel, nice grammy ödülleri kazanacaktır. söyle bu işi başlatan adam olmak istemez misin, he istemez misin?" şeklinde gaza getirilen, "seni bitlis'e kültür ataşesi çıkaracağız." vaadiyle kandırılan adli sicil kayfı, sağlık raporu, ikametgah derken beşyüz lira kadar dolandırılan otobüs parası, otel ücreti derken bitlis'te beş parasız kalan türkçe öğretmeninin dramı ali kırca ile ana haber bülteninde yayınlanır.
ali kırca olayın vehametinin farkında olduğundan soluğu -beşbin hare- bitlis'te almıştır sabahtan. yanından hiç ayırmadığı bağlamasıyla beraber kültür ataşesiyle söyleşisine başlar saatler yedi kırkiyi gösterdiğinde. olayın ayrıntılarının dökülmesiyle gözünden yaşlar süzülen kameramanı kimse bilmez belki ya, ali kırca'nın fake kültür ataşesi a.k. (47) ile çığırdığı ah bir ataş ver türküsü akıllardan çıkmaz yıllar boyu. video youtubelarda herkesin favorilerine eklenir. meyıldan meyıla eklenir de yollanır yahoo gruplarda.
yıl 2010.
bugün bile ne zaman izlesem o vidyoyu hüzünlenir, anneminki gibi olamıyacak hanımeller bisküvisinden bi tane atarım ağzıma. yalnızlığım aklıma gelir. kültür ataşesi mi. o, gelen yardımlarla bitlis'te açtığı berber dükkanında hala. nice gencin saçını ucuz fiyata amerikan traş ediyor doğunun kültür başkentinde.
"bitlis, doğunun atinasıdır. avrupa'nın değme devletlerini cebinden çıkaracak kültür madeni var bitlis sırtlarında. bitlis'ten çıkacak kültür ile türkiye nice oscar, nice nobel, nice grammy ödülleri kazanacaktır. söyle bu işi başlatan adam olmak istemez misin, he istemez misin?" şeklinde gaza getirilen, "seni bitlis'e kültür ataşesi çıkaracağız." vaadiyle kandırılan adli sicil kayfı, sağlık raporu, ikametgah derken beşyüz lira kadar dolandırılan otobüs parası, otel ücreti derken bitlis'te beş parasız kalan türkçe öğretmeninin dramı ali kırca ile ana haber bülteninde yayınlanır.
ali kırca olayın vehametinin farkında olduğundan soluğu -beşbin hare- bitlis'te almıştır sabahtan. yanından hiç ayırmadığı bağlamasıyla beraber kültür ataşesiyle söyleşisine başlar saatler yedi kırkiyi gösterdiğinde. olayın ayrıntılarının dökülmesiyle gözünden yaşlar süzülen kameramanı kimse bilmez belki ya, ali kırca'nın fake kültür ataşesi a.k. (47) ile çığırdığı ah bir ataş ver türküsü akıllardan çıkmaz yıllar boyu. video youtubelarda herkesin favorilerine eklenir. meyıldan meyıla eklenir de yollanır yahoo gruplarda.
yıl 2010.
bugün bile ne zaman izlesem o vidyoyu hüzünlenir, anneminki gibi olamıyacak hanımeller bisküvisinden bi tane atarım ağzıma. yalnızlığım aklıma gelir. kültür ataşesi mi. o, gelen yardımlarla bitlis'te açtığı berber dükkanında hala. nice gencin saçını ucuz fiyata amerikan traş ediyor doğunun kültür başkentinde.
Ölçü
merhabalar, birilerinin gönül çelenleri/kalplerine saplanan cam parçaları/düş kırıkları/bok çukurları/afili delikanlıları. gelecek on yıl içinde tıp diye zikredilen domuz gribi sektörüne -hastane duvarlarındaki şşşş işareti yapan hemşireyi tenzih ederim- en az bir mehmet öz katkısı yapmak amacıylan oturduğum yerden başlıyorum birşeylere. mc ender-param olacak vol. iii
olayın evveliyatından başlıyayım. 16. yy'dan beridir anadolu köylerinde manken vücutlu olma derdinde genç kızların, tansiyon derdinde dedelerin/ninelerin kullandığı bir yöntem bu aslında. ben allayıp pullayıp üç boyutlu remake yapıyorum bu yüzyıla uygun bir nevi. bu derin araştırma safhasında, türk sahaflar birliğ, türk tarih kurumunun ermeni tezleri, muazzez ilmiye çığ'ın sümer tarihi kitapları ve dahi nutuk hep baş ucumdaydı lakin metallica 1989 yılında çıkıp seattle il meydanında konser vermeyeydi bana bu ilham gelmezdi gibi gibi. girizgah biter.
zeytin. yüzyıllarca iştah açıcı, idrar söktürücü, ateş düşürücü, tansiyon düzenleyici olarak kullanıldı insaniyet namına. ama şimdi tamamiyle farklı bir boyut ile ele alınıyor. bir ölçü birimi olarak evet evet yanlış duymadınız ölçü birimi. bir arpa boyu yol gidemedim gibi bişey yani ama tam olarak da değil. iddia ediyorum hayatlara fazilet gelecek. bir lokma bir hırka düşüncesi benimsenmeye başlanıp alttan alta belki tüketim toplumu ortadan kaldırılacak, iki lokma bir zeytin diyorum genç insanlar. üç ileri bir geri gibi, iki lokma bir zeytin. üç korner bi penaltı gibi, iki lokma bir zeytin.
böylece karışık kalori hesaplarına hiç mi hiç gerek kalmayacak. kibrit kutusu büyüklüğünde peynir mi dedin diyetisyen bey yooo no more. iki lokma peynir, bir zeytin. kulak memesi kadar reçel mi diyorsun pepsi yaşatır seni seda sayan hayır hayır yoldaş hayır. bi çatal reçel bir zeytin. melikşah devrinin de sonu gelir nizamülmülk bile öldürülür.
reklamlar..reklaml..rekla..rek..r.. onbeşülkeden onbeşgladyoüyesi aynıevde, evkameralarlakaplı gündüzleriderinişlerile -savcılarayakalanmadan- parabiriktirmeyeçalışırken geceleridoyumsuzcaeğlenerekçılgınlarca sevişecek. yakında. rahmetliconefkenedininsunumuyla.
geldik fetret devrine.
bu kısma da karşılaştırmalı fotoğrafları koymak istiyordum amma velakin daha ben de etki edecek kadar kullanamadım yöntemimi. hemen gaza gelip olayı paraya dökeyim istedim. neyse sizlere hidiv kasrının yerlilerinden bir zat ile veda edeyim. bay bay.

zeytin. yüzyıllarca iştah açıcı, idrar söktürücü, ateş düşürücü, tansiyon düzenleyici olarak kullanıldı insaniyet namına. ama şimdi tamamiyle farklı bir boyut ile ele alınıyor. bir ölçü birimi olarak evet evet yanlış duymadınız ölçü birimi. bir arpa boyu yol gidemedim gibi bişey yani ama tam olarak da değil. iddia ediyorum hayatlara fazilet gelecek. bir lokma bir hırka düşüncesi benimsenmeye başlanıp alttan alta belki tüketim toplumu ortadan kaldırılacak, iki lokma bir zeytin diyorum genç insanlar. üç ileri bir geri gibi, iki lokma bir zeytin. üç korner bi penaltı gibi, iki lokma bir zeytin.
böylece karışık kalori hesaplarına hiç mi hiç gerek kalmayacak. kibrit kutusu büyüklüğünde peynir mi dedin diyetisyen bey yooo no more. iki lokma peynir, bir zeytin. kulak memesi kadar reçel mi diyorsun pepsi yaşatır seni seda sayan hayır hayır yoldaş hayır. bi çatal reçel bir zeytin. melikşah devrinin de sonu gelir nizamülmülk bile öldürülür.
reklamlar..reklaml..rekla..rek..r.. onbeşülkeden onbeşgladyoüyesi aynıevde, evkameralarlakaplı gündüzleriderinişlerile -savcılarayakalanmadan- parabiriktirmeyeçalışırken geceleridoyumsuzcaeğlenerekçılgınlarca sevişecek. yakında. rahmetliconefkenedininsunumuyla.
geldik fetret devrine.
bu kısma da karşılaştırmalı fotoğrafları koymak istiyordum amma velakin daha ben de etki edecek kadar kullanamadım yöntemimi. hemen gaza gelip olayı paraya dökeyim istedim. neyse sizlere hidiv kasrının yerlilerinden bir zat ile veda edeyim. bay bay.

Fisyon mutfağı
şimdik mutfak felan dedim ya, ordan devam edeyim yine. yahu bu vedat milnor ne iştahlı yemek yiyen bir insan evladıdır. otuz saniyeden daha fazla izliyemiyorum ntvdeki programını netekim karnım guruldamaya başlıyor.
yaptığım araştırmalara göre çorba, pudink gibi karıştırmayla hazırlanan yemeklerde gaza getirici müzik dinlemenin kaynama süresi üzerinde olumlu etkileri var. sözüm size isviçreli bilim adamları bundan haberiniz var mıydı bakiyim? öte yandan misal the clansman benzeri bir şarkıda elinizde tahta kaşık breyvhartın mel gibsonı gibi friiidıııım diye bağırır vaziyette bulabilirsiniz kendinizi, bu da doğal olarak, sağda soldaki yemek izlerinde yüzde yirmiye varan artışa neden oluyor. araştırmamı beş şarkı ile örneklendirdim ve kullandığım çorba/pudink çeşitlerini de karşısına yazdım. hayırlara vesile olsun. bu arada ben de nba stüdyo izleyim. toronto, hidayet, gerardini felan diyolar hep kaçırdım. neyse reklama girdiler. oha mona lisa'nın soyadı gerardini'ymiş, tesadüfe bak elimi attığım kelimeden tarih akıyor resmen. vay anasını.
1. iron maiden - the clansman/kınor analı kızlı çorbası
2. metallica - master of puppets/aşure
3. sex pistols - god save the queen/annemin tarhana çorbası
4. haggard - the origin/ötker muzlu-bitter çikolatalı füzyon pudink
5. tord gustavsen trio - at home/annemin gendime çorbası
yaptığım araştırmalara göre çorba, pudink gibi karıştırmayla hazırlanan yemeklerde gaza getirici müzik dinlemenin kaynama süresi üzerinde olumlu etkileri var. sözüm size isviçreli bilim adamları bundan haberiniz var mıydı bakiyim? öte yandan misal the clansman benzeri bir şarkıda elinizde tahta kaşık breyvhartın mel gibsonı gibi friiidıııım diye bağırır vaziyette bulabilirsiniz kendinizi, bu da doğal olarak, sağda soldaki yemek izlerinde yüzde yirmiye varan artışa neden oluyor. araştırmamı beş şarkı ile örneklendirdim ve kullandığım çorba/pudink çeşitlerini de karşısına yazdım. hayırlara vesile olsun. bu arada ben de nba stüdyo izleyim. toronto, hidayet, gerardini felan diyolar hep kaçırdım. neyse reklama girdiler. oha mona lisa'nın soyadı gerardini'ymiş, tesadüfe bak elimi attığım kelimeden tarih akıyor resmen. vay anasını.
1. iron maiden - the clansman/kınor analı kızlı çorbası
yukarıda bahsettiğim şekilde elimde tahta kaşık üsküdar'a gider iken buldum kendimi. kaynama hızı yüzde yirmi üç arttı.
2. metallica - master of puppets/aşure
ay lav aşure veri maç. gelecek hafta da pişicek aşureler oh oh. komşular bolca getirseler bari. anne aşuresinin yerini tutmaz gerçi.
3. sex pistols - god save the queen/annemin tarhana çorbası
geleneksel tarhana çorbasını, sex pistols eşliğinde pişirmek çorbanın tadında acımsı bir değişime neden oldu. bu da tad olarak gurmemizin görüşünü olumlu etkiler diye düşünüyorum. benim puanım dokuz sana kankam.
4. haggard - the origin/ötker muzlu-bitter çikolatalı füzyon pudink
kendimi zaten böyle dünya harikası bir pudink yapacağım için ekstra motive etmiş iken bir de bu müzik. oy oy oy. kendimi dünyayı 2012'nin gazabından kurtaracak adam olarak görmeme sebebiyet verdi. uygun adım gidiyordum elimde blendır sapı.
5. tord gustavsen trio - at home/annemin gendime çorbası
karıştırırken uykumu getirdi, dalmamla çorbanın dibini tutması birbirini taki etti. dolayısıyla pek bir olumlu etkiden bahsetmek söz konusu değil. üstüne bir de azar işit :(
Füzyon mutfağı

Selaaam, ya ne diycem. bazen acıkıyorum biliyon mu canım içli köfte felan çekiyo, efenime söyliyim iç pilavı, kıymalı fırında makarna felan çekiyo. yok fırın kıymalı değil anlatım bozukluğu oldu kıymalı makarna fırında. neyse. karnım doymuyo bari gözüm doysun diyerekten bu yemek biloglarında dolaşıyorum kendi başıma. i am a lonely kovboy. bazı terimleri varmış bu yemek işinin de onlar gözüme çarpıyo. misal füzyon mutfağı diyo kimisi. neymiş bu kimyasal tepkime felan mı aceba? ya da bu göz kararı olayını ben niye hiç beceremiyorum? bu sorulara cevap bekliyorum. demişken benim de yemek kültürüne çam sakızı çoban armağanı misali bi katkım olsun diyerekten. birazdan, taaa bu saatte kalkıp muzlu puding ile bitter çikolatalı pudingi birleştireceğim. bu cesur hamleye katkılarından dolayı süt ve ötkere teşekkürler. siz de şans dileyin bana. çaaaav. arive derçi.
bi de not: i hev a driiiim. mandalina. evet benim rüyam mandalina. mandalina kabuğu kızartması nası bişey olur ki?
bi daha not: bu yaprak dökümü de iyice boka sardı afedersiniz. kitlendim kaldım da. şimdi ailenin babası ex kaymakam beyin elleri titriyodu, bi tırstı bu. ben de düşündüm acaba alzaymır mı olcak. hani geleceğe dönüş-maykıl ji fox da olmuştu bu hastalıktan. aman yareppim. eğer senaristlerden biri burayı okursa beni bulsun. açık adres. çok merak ediyorum. aha şimdi de siyah saçlı kız biriyle mesajlaşıyo, daha kocası da yeni ölmüştü halbuki. aha şimdi de boğazda kavaltı diyolar, acaba neresi. aha güzel bi yerde güzel bi kahvaltı. oooo proje diyo şimdi de. anaa kız reddettii laaan. çok çalışıyomuş. kabristana gitcekmiş. çocuk da güzel manzaralı bi yer bulmuş. acaba açık büfe mi kavaltı etceklerdi. tüh reklam girdi. anaa cem yılmaz'ın yeni filminin fragmanı çıktı. komikli film. neyse kalkıyom ben. haydin bay. baltalimanı anlaşması ?
bu kez puding sonrası not: evet denedim oldu. elimde muz tadını da barındıran bitter çikolatalı dört kase var. bi tane daha vardı onu yedim az önce. tencerenin dibini ve tahta kaşıkta kalan kısımları da esnek bir dil vasıtası ile yedim. afiyet oldu anlıycaanız. fotorafı da değiştirdim. bu mucizete ev sahipliği yapan mutfak karşınızda. o muğlak masanın üstünde işte pudingler.
bi de not: i hev a driiiim. mandalina. evet benim rüyam mandalina. mandalina kabuğu kızartması nası bişey olur ki?
bi daha not: bu yaprak dökümü de iyice boka sardı afedersiniz. kitlendim kaldım da. şimdi ailenin babası ex kaymakam beyin elleri titriyodu, bi tırstı bu. ben de düşündüm acaba alzaymır mı olcak. hani geleceğe dönüş-maykıl ji fox da olmuştu bu hastalıktan. aman yareppim. eğer senaristlerden biri burayı okursa beni bulsun. açık adres. çok merak ediyorum. aha şimdi de siyah saçlı kız biriyle mesajlaşıyo, daha kocası da yeni ölmüştü halbuki. aha şimdi de boğazda kavaltı diyolar, acaba neresi. aha güzel bi yerde güzel bi kahvaltı. oooo proje diyo şimdi de. anaa kız reddettii laaan. çok çalışıyomuş. kabristana gitcekmiş. çocuk da güzel manzaralı bi yer bulmuş. acaba açık büfe mi kavaltı etceklerdi. tüh reklam girdi. anaa cem yılmaz'ın yeni filminin fragmanı çıktı. komikli film. neyse kalkıyom ben. haydin bay. baltalimanı anlaşması ?
bu kez puding sonrası not: evet denedim oldu. elimde muz tadını da barındıran bitter çikolatalı dört kase var. bi tane daha vardı onu yedim az önce. tencerenin dibini ve tahta kaşıkta kalan kısımları da esnek bir dil vasıtası ile yedim. afiyet oldu anlıycaanız. fotorafı da değiştirdim. bu mucizete ev sahipliği yapan mutfak karşınızda. o muğlak masanın üstünde işte pudingler.
Kartuuun
numune:


hayat ne enteresan tom gauld felan. stumble'ın çayırlarında koyunlarımı dolaştırırken gördüm kulübesini. daldım içeri. kartuun çizimler sevmişimdir hep. bunları da çok sevdim. hatta birine dedim ki header olsana biloğa. istemedi. bülbülü altın kafese koysan vatan,millet,sakarya diyor canım. derken. felan feşmekan. sen şöyle çizer insanın sayfasına buyur en iyisi.
Düdüklü Tencere

Yemek kültürünün cefakar bir o kadar da gerilimli neferi düdüklü tencereye saygı duruşu kıvamında bir yazı planlamıştım ya ben. Derkeeen aklıma, devam cümleleri bir türlü düşmedi. Yıllık kıvamında bir anımı ekliyeyim kendisiyle beraber olduğumuz.
Mercimek çorbası yapılışını izler iken bu kadar gerileceğimi düşünmezdim daha evvel. Kuru fasulyenin sıcak suda bekletilmeden de bu kadar çabuk pişirilebileceğini aklım almazdı. Sen bana kaynayana kadar karıştırmadan da çorba yapılabileceğini öğrettin. Yaşa, hep var ol düdüklü tencere. Bana bu tertemiz sayfayı ayırdığın için kendin hakkında yazabileyim diye, çok sağol.
Düdüklü tencere akla düşünce akla düşen film idealarından yayımlanmaya en müsait olanını paylaşmak.
Katil karıncalar, arılar, piranalar, yılanlar, timsahlar vs. hayvan ekolünden eşdeğerleri kadar başarılı olacağını düşünüyorum filmimin; erkeğin düdüklü tencere ile imtihanı. Tamam düdüklü tencere ile yemek pişirmek daha pratik gibi duruyor ama olaya da hakim değilsin başrol karakteri. Napıcaksın şimdi, düdüklü tencereyi doğru zamanda açacak iradeye sahip misin, soruyorum sana. Yoksa düdüklü tencere üzerinden, ev arkadaşın ile hayatı sorgulayan, yer yer komik, yer yer de insanı düşünmeye sevk eden diyaloglara mı başlayacaksın.
Şöyle bir resim buldum internetlerden kendisini tasvir eden, artık lastik derdin de yokmuş ya daha ne olsun.
Bir yakarış;
O beyaz ekranlarda gördüğüm kız arkadaşını eve çağırıp da kırmızı şarap with kırmızı et ikram eden delikanlı sözüm sana, şu soğuk kış günlerinde çıkarsaydın düdüklü tencereni, bir kuru fasulye with soğan, bir mercimek çorbası with kızarmış ekmek yapsaydın da içi ısınsaydı kızcağızın hayvan herif.
Daha güzel olmaz mıydı?
Vatan kurtarma Derdinde bir abeci

izmir'in o aydınlanmacı, pantolonun üstüne bot giyebilecek derecede batıcıl, şekil şemalin meraklısı, kürtlere ise domuz gribi seviyes
inde hassas insanları yok mu. var. hatta ellerinde taşlar, gözlerinde -o yakıcı izmir güneşinden rahatsız olmasın deyü- rayban marka gözlükler, izmir dokuzuncu kısa mesafe kürt taşlama etkinliklerine katılmış sevdicekler. canlı yayına denk gelemedim amma velakin -cümbür cemaatin- seyreyleyiverdik gümbürtüyü medyadan pohpohlama efektleri eşliğinde.dün de bayramın kötü çocukları başlığı altında -eziyet çeken boğa görüntüleri ertesinde- mersinde polis karakoluna -rahatlıkla yapıştırabiliriz sıfatı- terör örgütü sempatizanları tarafından yapılan saldırı ayrıntılarıyla yayınlanıyordu her bir ulusal kanalda. karpuz kabuğundan zırhlı araçlar içindeki polislerimiz çok zor kurtarılmışlar duyarlı vatandaşlar tarafından.
bir de extra haber. batının ahlaksız yüzü gençler cenevrede banka üstünde cam, araba üstünde dikiz aynası bırakmamışlar. neymiş küreselleşmeymiş felan. ne suçu var o masum, mazlum garibanların da camlarını kırıp, arabalarını yakıyorsunuz. bisürü sigorta, kasko belgeleri felan çkacak şimdi meydane. sigorta şirketlerine öneri; bir yıl içinde küreselleşme/nato/agit vs. toplantılarının yapılacağı şehirlerdeki araba,dükkan sigorta ücretlerini zamlayın olsun bitsin.
iki-üç resim arası on fark/benzerlik analizi de size ödev olsun, makale formatını isteyenlere yollıyayım ellerimlen.
Bir de kıyak, bugünlerde pek moda görüyorum ekşilerde sözlüklerde google wave davetiyesi felan feşmekan. bende ondan yok da sizlere yıldırım türker'in bugünki yazısına çift kişilik davetiye ayırdım. aman elinizi çabuk tutun.
Y.T-Masumiyet Müzesi
emeğe saygı.
repleri unutma.
merak ne güzel şey güzel şey merak
başla!
reklamlarda rastgeldim de dün, güzide hürriyet yazarlarından a.h. ile e.ö. elele tutuşup umreye gitmişler yahu. daha önce de a.a. yer yer karaçarşaflara, yer yer mini eteklere bürünüp, mahalle baskısının türkiye semalarındaki yansımasını bizlere aktarabilmek için, terler dökmüştü.
-ara not; bi aralar star gazetesinde de saadettin teksoy'un garip kıyafetlerle ortalarda dolanarak kaleme aldığı bir yazı dizisi vardı.-
kelamımı anlatmaya başlayayım intro bilgisini verdiğime göre; gazeteciler, sosyologlar vs. her nasıl ki mahalle baskısını sanki sadece diniz bir kavrammış gibi önümüze sundunuz, bebekte üç beş tur atan insanların birbirlerine uyguladıkları son moda, elif şafak, tuna kiremitçi kitabını okuyayım, en yeni elbiselerden alayım baskısını görmezden geldiğinize göre, evet şimdi cümleyi burda bitireyim -netekim toplumsal ahkamımı kestim- yeni bir paragrafta buluşmak üzere.
evet efenim şimdi tüm yukarda anlatılanları unutun :)) diyorum ki; bu sakal türleri ve çağrıştırdıkları bir standarta bağlansın yahu, mh partili insanlara imreniyorum bu konuda yerlerini yurtlarını belli ediyorlar. ben ise, kendimin yer yer öyle yer yer böyle yaftalanmasından, kişilik bozukluğuna sevkedeceğim kendimi.
bu açıklamalar üzerine magazin dünyasından yansımalara geçelim.
ney ise efenim bol güneşli pazartesiler...
-ara not; bi aralar star gazetesinde de saadettin teksoy'un garip kıyafetlerle ortalarda dolanarak kaleme aldığı bir yazı dizisi vardı.-
kelamımı anlatmaya başlayayım intro bilgisini verdiğime göre; gazeteciler, sosyologlar vs. her nasıl ki mahalle baskısını sanki sadece diniz bir kavrammış gibi önümüze sundunuz, bebekte üç beş tur atan insanların birbirlerine uyguladıkları son moda, elif şafak, tuna kiremitçi kitabını okuyayım, en yeni elbiselerden alayım baskısını görmezden geldiğinize göre, evet şimdi cümleyi burda bitireyim -netekim toplumsal ahkamımı kestim- yeni bir paragrafta buluşmak üzere.
evet efenim şimdi tüm yukarda anlatılanları unutun :)) diyorum ki; bu sakal türleri ve çağrıştırdıkları bir standarta bağlansın yahu, mh partili insanlara imreniyorum bu konuda yerlerini yurtlarını belli ediyorlar. ben ise, kendimin yer yer öyle yer yer böyle yaftalanmasından, kişilik bozukluğuna sevkedeceğim kendimi.
bu açıklamalar üzerine magazin dünyasından yansımalara geçelim.
hidayet türkoğlu- ne güzel şey merak, güzel şey merak.
hacı bayramı veli- sen seni bil sen seni.tugay kerimoğlu- yine ingilteredeyim... kolay değil tabi... beyaz saç ne yakıştı hea... 'yer gök vodafone olmuş
ney ise efenim bol güneşli pazartesiler...
sienbisie izliyorum radikal okuyorum hayatı kaliteli yaşıyorum un bir haftası...
saçlarımı kestirince kendimi TSCC 2.sezondaki john connor sandım, çevremde küçük çaplı helecan patlamaları yarattım.
komşu illerden destek ekipler gerekti. TSCC için küçük benim için büyükçe bir adım.
betılstar galaktikanın son bölümüne denk geldim, daha önce takiplememe rağmen yapacak daha önemli bi işim olmadığı için
-bunu nolur yapacak bir işimin olmamasına yormayın- izlemeye koyuldum. uyumuşum.
sabah servisi kaçırdım. iett ile iki vesait ile zorlu bir yolculuğa çıktım. ilk vesaitte kapitalist sistemin açgözlü ve acımasız
durumu üzerine, ikinci vesaitte ise, yolda gördüğüm tesettürlü bölümü bulunan bir kuaförden ilhamla, başörtüsü olayına ilişkin bir hodri meydan
yazısı yazdım.
hızımı alamadım işten çıkınca radikal de çok bozdu, bi yıldırım kaldı muhabbet yapacak seni aradım, bulamadım 33569 km öteye gitmişin.
TSCC: Terminator Sarah Connor Chronicles
saçlarımı kestirince kendimi TSCC 2.sezondaki john connor sandım, çevremde küçük çaplı helecan patlamaları yarattım.
komşu illerden destek ekipler gerekti. TSCC için küçük benim için büyükçe bir adım.
betılstar galaktikanın son bölümüne denk geldim, daha önce takiplememe rağmen yapacak daha önemli bi işim olmadığı için
-bunu nolur yapacak bir işimin olmamasına yormayın- izlemeye koyuldum. uyumuşum.
sabah servisi kaçırdım. iett ile iki vesait ile zorlu bir yolculuğa çıktım. ilk vesaitte kapitalist sistemin açgözlü ve acımasız
durumu üzerine, ikinci vesaitte ise, yolda gördüğüm tesettürlü bölümü bulunan bir kuaförden ilhamla, başörtüsü olayına ilişkin bir hodri meydan
yazısı yazdım.
hızımı alamadım işten çıkınca radikal de çok bozdu, bi yıldırım kaldı muhabbet yapacak seni aradım, bulamadım 33569 km öteye gitmişin.
TSCC: Terminator Sarah Connor Chronicles
tespit, teşbih ve diğerleri
zamanın akıcılığını kaybedip beni ter içine boğduğu şu zamanlarda elimden hiçbir şey gelmezkene bari sıkıcılık dozunu daha da arttırayım. ne de olsa beni öldürmeyen şey, kimseyi öldürmez. haydi buyurun dostlar buyurun tespit soframıza.
heeey old friends, we living in dark times. --> hey gidi hey dostlar, çok boktan bir dönemde yaşıyoruz.
ov çizız.. birbirimiz üzerinde etki bırakmanın en kesin yolunun yetmişler, seksenler vs. sohbetleri açmaktan geçtiği bir dönem. yutupdan levent kırca vidyolarını bulup da izlediğimiz.

i have a driim.. öyle bir dönem düşünüyorum ki popçu çeliğ'in ateşteyim ateşte vidyosu günümüz herhangi bir vidyosundan çok daha prim yapsın. kızlarımız mustafa sandal'ın o arabası vaaar güzel mi güzel şarkısındaki kaslı kollarını tekrar tekrar izleyebilmek için birbirini ezsin.
thats he spirit my friend.. işte tam da o günlerden geçiyoruz. -kıçımdan salladığım için altmışlardaki gençlerin birbirleriyle kırklar, otuzlar sohbetleri yapıp yapmadığını bilmiyorum ancak umuyorum ki yapmadılar.
fuck tha police dude.. öyle bir dönem düşünün ki çekilen filmler ;
ya geçmişte çekilen filmlerin yeniden uyarlaması,
ya geçmişte çekilen filmlerin yeniden çekildiği ve ana temayı oluşturduğu geek filmler,
ya da olmadı eskilerin çizgi roman uyarlamaları olsun.
bu tonlarca filmi geçtiğimizde bile nerdeyse avrupa veya asya kıtasında çekilen birsürü filmin hollywood karşılığı olduğunu göz önüne alırsak. i can't say. duygularımı mühendisliğin soğuk formülleri arkasına atayım şöyle ki ortalarda dolanan günümüz filmlerini formülize etmek istesem şöyle birşey çıkacak ortaya;
ikibinlerde çekilen birim film sayısı: 1-(çgu+yçf+gm)/2
yeter. bir ıssız adam çıksın ortalığı back to fucking sixties partileri doldursun, iki tartışma programından birinde nerde o atmışsekiz ruhu tartışmaları, entellektüellerde nerdeee o bohemlerin hippilerin boklu püsürlü yazıları havaları, nba tv de bir mj -23- in smaçlar basıp, mtv'de diğer mj -billie jean- in siyah olduğu zamanlar. what is happening to us?
iddia ediyorum asıl kayıp jenerasyon ikibinin çocuklarıdır. camdan eğildim demin mahallenin bi sağına soluna baktım, olmadı terliklerimi giyip bi bakkala gittim bakıyorum ortalıkta çocuk namına birşey yok. ya bunlar eve kapandı half life başındalar, ya da ben dağın başındayım.
heeey old friends, we living in dark times. --> hey gidi hey dostlar, çok boktan bir dönemde yaşıyoruz.
ov çizız.. birbirimiz üzerinde etki bırakmanın en kesin yolunun yetmişler, seksenler vs. sohbetleri açmaktan geçtiği bir dönem. yutupdan levent kırca vidyolarını bulup da izlediğimiz.

i have a driim.. öyle bir dönem düşünüyorum ki popçu çeliğ'in ateşteyim ateşte vidyosu günümüz herhangi bir vidyosundan çok daha prim yapsın. kızlarımız mustafa sandal'ın o arabası vaaar güzel mi güzel şarkısındaki kaslı kollarını tekrar tekrar izleyebilmek için birbirini ezsin.
thats he spirit my friend.. işte tam da o günlerden geçiyoruz. -kıçımdan salladığım için altmışlardaki gençlerin birbirleriyle kırklar, otuzlar sohbetleri yapıp yapmadığını bilmiyorum ancak umuyorum ki yapmadılar.
fuck tha police dude.. öyle bir dönem düşünün ki çekilen filmler ;
ya geçmişte çekilen filmlerin yeniden uyarlaması,
ya geçmişte çekilen filmlerin yeniden çekildiği ve ana temayı oluşturduğu geek filmler,
ya da olmadı eskilerin çizgi roman uyarlamaları olsun.
bu tonlarca filmi geçtiğimizde bile nerdeyse avrupa veya asya kıtasında çekilen birsürü filmin hollywood karşılığı olduğunu göz önüne alırsak. i can't say. duygularımı mühendisliğin soğuk formülleri arkasına atayım şöyle ki ortalarda dolanan günümüz filmlerini formülize etmek istesem şöyle birşey çıkacak ortaya;
ikibinlerde çekilen birim film sayısı: 1-(çgu+yçf+gm)/2
yeter. bir ıssız adam çıksın ortalığı back to fucking sixties partileri doldursun, iki tartışma programından birinde nerde o atmışsekiz ruhu tartışmaları, entellektüellerde nerdeee o bohemlerin hippilerin boklu püsürlü yazıları havaları, nba tv de bir mj -23- in smaçlar basıp, mtv'de diğer mj -billie jean- in siyah olduğu zamanlar. what is happening to us?
iddia ediyorum asıl kayıp jenerasyon ikibinin çocuklarıdır. camdan eğildim demin mahallenin bi sağına soluna baktım, olmadı terliklerimi giyip bi bakkala gittim bakıyorum ortalıkta çocuk namına birşey yok. ya bunlar eve kapandı half life başındalar, ya da ben dağın başındayım.
that's all folks
firefoxumda sekiz ayrı sekiz farklı blog sayfası açık, birinden müzik sesi geliyor ama hangisinden geliyor çözemedim. kafayı yemek üzereyim.
film izlemek istedim gece, uykum geldi. kitap okumaya çalıştım, gözlerim dayanamıyordu. ve sabaha kadar amaçsızca boş gözlerle düğün tv'de çekilen halayları izledim. herhangi birinin halay başı olabilirim.
sabah kahvaltılarımı artık %100 portakal suyu ve radyo eksen dinleyerek yapıyorum. modern yaşama bir adım daha yaklaştım sanırım.
yarın final sınavım var. ders çalışmamak için elimde çok sağlam sebepler var bu kez. evin içindeki eski eşyaların deneysel fotoğraflarını çektim. o kadar deneysel oldular ki iğrençtiler.
film izlemek istedim gece, uykum geldi. kitap okumaya çalıştım, gözlerim dayanamıyordu. ve sabaha kadar amaçsızca boş gözlerle düğün tv'de çekilen halayları izledim. herhangi birinin halay başı olabilirim.
otuz dakikada yer aldığım bütün fotoğraflara b&w veya sepya efekti uyguladım. artık daha katlanılabilirim.
sabah kahvaltılarımı artık %100 portakal suyu ve radyo eksen dinleyerek yapıyorum. modern yaşama bir adım daha yaklaştım sanırım.
Sesli Düşünüyorum : Nirvana
sen ne dersen de dünya kendi etrafında aynı zamanda da güneş etrafında dönüyor ya hani. işte bu dönüşler esnasında da biz fanilerin yaşamlarında dönüm noktaları oluyor. efenime söyliyim ilk okul nöbetçisiyken arkadaşını dersten kaçırma, ilk kez deneme sınavında ismini nielsen vs. futbolcu ismi verme, ilk kez otobüste bir yaşlıya yer vermeyecek kadar radikal düşünülebildiği zaman felan. bunlar böyle gider de işte benim kısa kesesim var üzerinize afiyet acayip sıcak bir hava var bu yanlarda, bünye de terli olunca tabi çekilmiyor. evet ne diyorduk. ben bu gün "how to reach nirvana" nın yanıtını kendimce buldum mu diyorduk. evet öyle. efenim şimdi tarifini veriyorum kağıt kalemi hazır bulundurun. bir adet (tercihen) içiçe ikili sarmal döngü şeklinde elele tutuşmuş insanı alıyorsunuz. arkadan bir adet org, bir adet darbuka, bir adet zurna, bir adet davuldan oluşan şefik emmi quatro band e "zivasııın yollarına" türküsünü çığırttırıyorsunuz. eğer quatro bulamazsanız mevsimine göre trio veya filarmoni orkestrasını da kullanabilirsiniz karar sizin.
hah gereksinimler tamam mı. tamam. normal şartlarda (nşa) bu sarmal kitlenin elele tutuşup bir öne bir arkaya gidip gelmek suretiyle dönmeleri beklenir. kimi üç adım sağa iki adım sola bir öne iki arkaya gidecek kimi elindeki mendili çılgınlarcasına sallıyacak bu insanların. -dınınnın evrimde eksik halka bulunmuş naaaber- şimdi bu insan güruhundan biriyle gözgöze gelmeye çalış sana zahmet, ne demek istediğimi anlıyacaksınız. türk halk müziğinin sevilen sesi bahattine selamlar sevgiler. telgrafın tellerine kuşlar sıçmış haberin olsun.
nirvanaya erişmenin diğer yolunu denemek için 8 adımda nirvana dersleri;
1. Right view
2. Right action
3. Right livelyhood
4. Right meditation
5. Right contemplation
6. Right speech
7. Right thought
8. Right effort
hah gereksinimler tamam mı. tamam. normal şartlarda (nşa) bu sarmal kitlenin elele tutuşup bir öne bir arkaya gidip gelmek suretiyle dönmeleri beklenir. kimi üç adım sağa iki adım sola bir öne iki arkaya gidecek kimi elindeki mendili çılgınlarcasına sallıyacak bu insanların. -dınınnın evrimde eksik halka bulunmuş naaaber- şimdi bu insan güruhundan biriyle gözgöze gelmeye çalış sana zahmet, ne demek istediğimi anlıyacaksınız. türk halk müziğinin sevilen sesi bahattine selamlar sevgiler. telgrafın tellerine kuşlar sıçmış haberin olsun.
nirvanaya erişmenin diğer yolunu denemek için 8 adımda nirvana dersleri;
1. Right view
2. Right action
3. Right livelyhood
4. Right meditation
5. Right contemplation
6. Right speech
7. Right thought
8. Right effort
Sesli Düşünüyorum : Olmak
eveet. uzun zamandır yazmayışımın da bir gün sonu gelecekti. netekim de o gün bugün oldu. yoktum da neler yaptım dünyayı mı dolaştım, dünyanın dört bir yanındaki blogları inceleyip kendi blogosferime yeni bir şeyler mi kattım. yok. çok çok kitaplar okuyup, filmler izleyip kendime kaynak biriktirdim desem o da değil.
demem o ki merak ettiğin kadar ilginç şeyler olmadı hayatımda. en son şunu hatırlıyorum; sıcak bir pazar günüydü güneşin kendini göstermesiyle kendimi dışarı atmaktan alıkoyamadım. sahile indim, biri akdeniz akşamlarını çığırır da ortam oluşur, dahil olurum ümidiyle. olmadı eve döndüm, dönerken de bim taklidi mağazaların birinden erzak aldım kendime.
serde seçim heyecanı var ya cipsimi kolamı aldım tevenin başına kuruldum, yer yer telefon bağlantıları mı dersin, seçim öncesi anketlerimi oluşan renkli türkiye haritasıyla karşılaştırmak mı dersin neler neler. şu parti senin öbürü onun türki siyasetini izledim saatler boyu. konyanın jeolojik önemi en yüksek -şöyleki konyanın kaplıcalarıyla kendini dünyaya tanıtmış ilçesi gelin görün ki deprem tehlikesinin en çok hissedildiği karasal ilçelerindendir- ilçesi ılgına -ılgın temsilcime- bağlandım ilerleyen saatlerde. oy sayımlarının erkenden bittiğini, ılgının önde gelenlerini de arkasına alan halil ibrahim oral'ın yeni dönemde hizmetimizde olduğunu öğrendim. içim rahatladı, içim rahatlayınca bi huzur çöktü bana göz kapaklarım kapanıyoordu ki uyumuşum.
ta ki bugüne kadar.
bugünün diğer günlerden farklı olacağını hissetmiştim. hava sanki sıcak gibi parlıyor ama rüzgar üşütüyordu. ben ise baharın gelişine kanmış kışlık kalın kitaplarımı kaldırmıştım. henüz olacaklardan haberim yoktu, gebze üstlerinden kara bulutlar geliyordu şirin ilçemize.
demem o ki merak ettiğin kadar ilginç şeyler olmadı hayatımda. en son şunu hatırlıyorum; sıcak bir pazar günüydü güneşin kendini göstermesiyle kendimi dışarı atmaktan alıkoyamadım. sahile indim, biri akdeniz akşamlarını çığırır da ortam oluşur, dahil olurum ümidiyle. olmadı eve döndüm, dönerken de bim taklidi mağazaların birinden erzak aldım kendime.
serde seçim heyecanı var ya cipsimi kolamı aldım tevenin başına kuruldum, yer yer telefon bağlantıları mı dersin, seçim öncesi anketlerimi oluşan renkli türkiye haritasıyla karşılaştırmak mı dersin neler neler. şu parti senin öbürü onun türki siyasetini izledim saatler boyu. konyanın jeolojik önemi en yüksek -şöyleki konyanın kaplıcalarıyla kendini dünyaya tanıtmış ilçesi gelin görün ki deprem tehlikesinin en çok hissedildiği karasal ilçelerindendir- ilçesi ılgına -ılgın temsilcime- bağlandım ilerleyen saatlerde. oy sayımlarının erkenden bittiğini, ılgının önde gelenlerini de arkasına alan halil ibrahim oral'ın yeni dönemde hizmetimizde olduğunu öğrendim. içim rahatladı, içim rahatlayınca bi huzur çöktü bana göz kapaklarım kapanıyoordu ki uyumuşum.
ta ki bugüne kadar.
bugünün diğer günlerden farklı olacağını hissetmiştim. hava sanki sıcak gibi parlıyor ama rüzgar üşütüyordu. ben ise baharın gelişine kanmış kışlık kalın kitaplarımı kaldırmıştım. henüz olacaklardan haberim yoktu, gebze üstlerinden kara bulutlar geliyordu şirin ilçemize.
Sesli Düşünüyorum : Yaprak dökümünün çağrıştığı
Yaprak dökümü denen güzide yapımı izliyordum da leyla ilen saf -hani o grafiker olan- kızı benim çıktığım yokuştan iner görünce heycanlandım. aklıma -lisede- ikisi de çalışkan olup beraber takılan sınıfın -nerd deniyor ingilizcede sanırım- kızları geldi aklıma. mesele beraber takılmaları değil de bazı derslerde birbirlerini konuşturuyorlar diye ayrı ayrı oturmalarıydı. üzerinden yıllar geçmiş olsa da en ufak şey bile bana bunu hatırlatır, ilkokul aşkımı veya aldığım madalyaları -mahalleler arası turnuvada altın karmaya girme başarısı da unutulmamalı- değil de bu kızlar gelir. ne biçim insanlardınız siz, noldu peki..
Ayşegül gotik

gotik camiayla ilk tanışmam yaklaşık olarak, rock/metal grupları dinlemeye başladığım tarihlere tekabül eder. o zamanlardan bu zamanlara çok şey değişti. numetaller, himler geldi, anatema iyice melankolik olup ev ev dolaşmaya başladı nerdeyse. neyse diyeceğim o ki gotik camia da genişledi ve görüyorum ki hayatın her bir yanına girmeye başlamışlar. yemekteyiz isimli tadından yenmez programda gördüm bir kızcağızı. konsept uyarınca önce pazara gitti sebzesini neyim aldı. manavdan güzel kızımıza pembe bir yumoş hediye etmezler mi, ederler tabii. kızımız da meğersem pembeyi çok severmiş, her ne kadar hep siyah giyiniyor olsaymış da.
mutafağa gelindi. kızımız kendince ortalığı katop karıştırdı, kendinden müzik kariyerinden taksimde çıktığı bardan felan bahsetti bi ara. ne kadar güçlü bir sesi olduğunu söylerken kendine şebnemciğini örnek aldığını belirtmeden geçemezdi -ya da geçti mi. türkiye'de gotik olmanın, kendisine çevrilen gözlerin yargılar bakışlarından bahsedecekti belki, ben kanalı değiştirdim.
geri döndüğümde her gotik kızın yanındaki uzun saçlı erkek nerde diye merak ediyordum. çok da bekletmedi beni kereta. elinde gitarıyla giriverdi kapıdan. türkiye'deki her gotiğin içinde yerini aldığına inandığım küçük şebnem, küçük özlem çıktı ortaya geniş bir repertuarda eğlendirdi insanları.
sen yazmayınca dünya duruyor, insanlar ne yapacağını bilemez hale mi geliyor sanıyorsun, yanılıyorsun dostum hem de çok fena.
yukardaki replikvari cümleyi kendim kendime söylemekten başka çarem yok netekim yazdığımın farkında olan bir ben var benden içerü. ortaya sununca kendimi ben sanıyorum ki, bi geri çekilsem dünya duracak yazılarımı okuyamayanlar günlerini sıkıntıdan patlayarak geçirecek. ama kendimden gördüğüm üzere alakası yok. ortalıkta tonlarca blog, her türden yazı varken aman da kendim de yazmamışım diye sıkıldığım olmadı hiç. sadece belirlenemez bir dürtü sanki yazmam gerekiyormuş gibi bir his veriyor vücuduma belki pankreasımdan salgılanan hormondan belki kanımda dolaşan fazla kolestrolümdendir bilemiyorum. velhasılı kelam bunca laftan sonra da bişey değişmeyecek bazen yazacağım bazen yazmayacağım, böyle şeyler işte okur.
yukardaki replikvari cümleyi kendim kendime söylemekten başka çarem yok netekim yazdığımın farkında olan bir ben var benden içerü. ortaya sununca kendimi ben sanıyorum ki, bi geri çekilsem dünya duracak yazılarımı okuyamayanlar günlerini sıkıntıdan patlayarak geçirecek. ama kendimden gördüğüm üzere alakası yok. ortalıkta tonlarca blog, her türden yazı varken aman da kendim de yazmamışım diye sıkıldığım olmadı hiç. sadece belirlenemez bir dürtü sanki yazmam gerekiyormuş gibi bir his veriyor vücuduma belki pankreasımdan salgılanan hormondan belki kanımda dolaşan fazla kolestrolümdendir bilemiyorum. velhasılı kelam bunca laftan sonra da bişey değişmeyecek bazen yazacağım bazen yazmayacağım, böyle şeyler işte okur.
previously on open doors
bir hayatta yer alan kocabaşlı etkenlerin hepsi bir anda pozitife çevirirse yönünü ne olur sorusuyla başbaşa kalmıştım tam. ne oldu tahmin et, evet bildin, dönemecin ucunda beliriverdi bay ve bayan balkanlar üzerinden gelen soğuk hava dalgası. aniden bulutlarını doluşturdular tepeme, her ne kadar istanbul'un havası bu napacağı belli olmaz açar belki güneş birazdan dediysem de, avutmaya çabaladıysam da kendimi olamadı. önce hafiftan atıştıran yağmur kara, kar tipiye çevrildi, o sert rüzgarla yüzüme yüzüme vurdu gerçekleri bay ve bayan, hayatımın her bir yanına sa(I)çtı . bu andan itibaren içime yayılan rahatsızlık hissinin verdiği uyuma hissiyle dalmışım.
uyandığımda power rangerslar tek bir vücutta birleşmiş düşmana karşı mücadele ediyorlardı, mücadele çok zorlu geçeceğe benziyordu. ortalığa saçılmış diz boyu gerçek hayatı benim için yürünemez bir yol haline getirmişti ki -burda işte o geldi demek uygun düşerdi galiba ama hem bu kolaycılık olurdu hem de ama işte, annemin sözünü dinlemeyerek ayaklarımı sıcak tutacak patik diye tabir edilen kalın çoraplardan almadığıma pişman oldum netekim ayaklarım donmak üzereydi. kendimi, burdan çıkmamı sağlayacak ışığa doğru itelemeye çabalarken bilmiyordum arama kurtarma ekipleri mi peşimdeydi ya da beni özleyen birisi çağrı bırakmış mıydı. tek bildiğim uykumun geldiği ve ayaklarımın üşüdüğüydü. gerçeklerin dondurucu soğuğunun altında kalan vücudum kardan adam motifli battaniyemin içine girip sonsuza dek uyumak istiyordu, yanlış anlaşılmasın dolaylı bir ölüm tasviri yapmıyor yazar burda, uyumak ta ki gerçekler artık gerçek olmaktan çıkıp da yazın dayanılmaz sıcaklığında eriyene kadar, evet evet yazar burda metaforik -öeh- bir kış uykusu tanımı yapıyor.
yukardaki yazım anadolu lisesinin hazırlık sınıfında ingilizce kompozisyon ödevimi hazırlarken yaşadığım ingilizce problemleri nedeniyle kaleme alınmış olup zamanın edebiyat çevrelerinde büyük heyecan uyandırmıştır.
şaka lan şaka sömestr geldi kendime sıcak yatağımda keyif yaparken bu sabah yazdım. haydin yat artık yarın erken kalkıcaksın.
uyandığımda power rangerslar tek bir vücutta birleşmiş düşmana karşı mücadele ediyorlardı, mücadele çok zorlu geçeceğe benziyordu. ortalığa saçılmış diz boyu gerçek hayatı benim için yürünemez bir yol haline getirmişti ki -burda işte o geldi demek uygun düşerdi galiba ama hem bu kolaycılık olurdu hem de ama işte, annemin sözünü dinlemeyerek ayaklarımı sıcak tutacak patik diye tabir edilen kalın çoraplardan almadığıma pişman oldum netekim ayaklarım donmak üzereydi. kendimi, burdan çıkmamı sağlayacak ışığa doğru itelemeye çabalarken bilmiyordum arama kurtarma ekipleri mi peşimdeydi ya da beni özleyen birisi çağrı bırakmış mıydı. tek bildiğim uykumun geldiği ve ayaklarımın üşüdüğüydü. gerçeklerin dondurucu soğuğunun altında kalan vücudum kardan adam motifli battaniyemin içine girip sonsuza dek uyumak istiyordu, yanlış anlaşılmasın dolaylı bir ölüm tasviri yapmıyor yazar burda, uyumak ta ki gerçekler artık gerçek olmaktan çıkıp da yazın dayanılmaz sıcaklığında eriyene kadar, evet evet yazar burda metaforik -öeh- bir kış uykusu tanımı yapıyor.
yukardaki yazım anadolu lisesinin hazırlık sınıfında ingilizce kompozisyon ödevimi hazırlarken yaşadığım ingilizce problemleri nedeniyle kaleme alınmış olup zamanın edebiyat çevrelerinde büyük heyecan uyandırmıştır.
şaka lan şaka sömestr geldi kendime sıcak yatağımda keyif yaparken bu sabah yazdım. haydin yat artık yarın erken kalkıcaksın.
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)



