Bir nota olarak Sol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bir nota olarak Sol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
  • 0
müminler, kurban bayramının yaklaştığı şu günlerde oğullarınızın derisini tesekaya bağışlayın.

Kayıtsız Şartsız İnsanlık

  • 2





















Piyasa koşullarında insaniyet getiri puanı yükselen israil devleti karşıtlığı yüksek talep görmeye devam ediyor. Borsa yeni bir rekora koşuyor. Peki elini insan kanıyla yıkamamış bir devlet var mıdır ki bir diğerine insaniyet namına dur diyebilsin.

*Go fuck yourself with your atom bomb
I don't feel good don't bother me.
I won't write my poem till I'm in my right mind. Allen Ginsberg

İnsanlığını unutmuşların devlet egemen düzeninin ilacı, kendi misak-ı milli sınırları içinde aslında. Jewish Voice for Peace'e kulak verelim;

Jewish Voice for Peace condemns Israel's attack and killing of members of the Freedom Flotilla aiming to bring much needed aid to the besieged Gaza Strip.

Before the flotilla was attacked, Yigal Palmor, an Israeli foreign ministry spokesman, said,

"If we let them throw egg at us, we appear stupid with egg on our face. If we try to prevent them by force, we appear as brutes."

Israel has more than egg on its face. Israel has blood on its hands. At least 10 passengers have been killed by Israel and about 30 wounded in international waters. This is just another deadly escalation of Israel's harsh repression of nonviolent protests against the occupation, paid with American tax-dollars.

The White House has stated that it "deeply regrets the loss of life and injuries sustained, and is currently working to understand the circumstances surrounding this tragedy."

This is not enough.

President Obama should call for an immediate lifting of the siege of Gaza. He should support an international and impartial investigation into the tragic killing of civilians in a humanitarian mission. And he should suspend military aid to Israel until he can assure the American public that our aid is not used to commit similar abuses.


Nyothing

  • 0

The fugs isimli bir grup yaşar imiş, evvel zaman içinde kalbur saman dışında. zaman kötü, underground gruplar hiç denecek kadarmış. ve bu zamanlın üstünden yıllar ve yıllar geçmiş. ortalık underground yuvası, insanlar balkabağından bozma hale gelmiş. derken bir gün amaçsız salınımlarına devam eden ben. sonsuz ihtimal hesapları sonucunda bu grubu, anlamsız internet dolaşımlarımın tam da binsekizyüzseksenikincisinde, bir wikipedia sayfasında nothing isimli şarkıları aracılığıyla duyar. hayatında herşeyler mi değişir, sarsıntı mı yaşar, ya da üst farkındalık boyutuna jonathan livingston'ın yanına mı taşınır. hayır bunların hiçbiri olmaz. hatta ertesi gün ise tüm bu bilgilerden aklında kalan sadece aşağıda yazılı olanlardır.
Karlos Marx: Nothing
Engels: Nothing

Bukunin and Krapotkin: Nyothing

Leon-a Trotsky: Lots of nothing

Stalin: Less than nothing.
azıcıklı son.

*Giù la testa



Spaghetti western türüne ait filmleri diğer western filmlerinden ayrı tutarak, daha da bi fazla seviyorum. bu türe ait çok çok film izlememiş olsam da, ki barındırdığı çok fazla film de yok, açığımı kapamaya çalışıyorum bu aralar. son olarak da sergio leone'nin üçlemesinin ortancası giu la testa'yı izledim. bikaç yerde film ile ilgili okuduğu yorumlarda -neden olduğuna akıl erdiremediğim biçimde- ortak görüş filmin, sergio leone'nin filmleri arasında üvey evlat muamelesi gördüğü. filmin müziklerini bu işlerin şahı ennio morricone bestelemiş ki müziklerini de çok beğendim filmin. mao'nun devrim tespitiyle açılan film, mikhail bakunin'in the patriotism'i de çamura atılmazdan evvel, Juan Miranda (Rod Steiger)'nin ağzından güzel bir devrim eleştirisi dinletir bizlere. filmin başındaki zengin kurtların yemek sahnesi -sekans demek ister deli gönül- de fantastique. fazla da deşmiyeyim filmi, kaş yapayım derken göz çıkarma ihtimali mevcut. bir de şu var, filmin çeşitli isimleri var, a fistful of dynamite, C'Era una Volta la Rivoluzione şeklinde. internetlerde felan ararken göz önünde bulundurun. bi de bi de zapata westerne bakınız. kendileri spaghetti westernin alt türü olurlar.

bahsi geçen jaun miranda güzellemesi;

I know what I am talking about when I am talking about the revolutions. The people who read the books go to the people who can't read the books, the poor people, and say, "We have to have a change." So, the poor people make the change, ah? And then, the people who read the books, they all sit around the big polished tables, and they talk and talk and talk and eat and eat and eat, eh? But what has happened to the poor people? They're dead! That's your revolution. Shhh... So, please, don't tell me about revolutions! And what happens afterwards? The same fucking thing starts all over again!



ve yetmedi diyenlere mao zedong'dan gelsin;

Revolution is not a dinner party, not an essay, nor a painting, nor a piece of embroidery; it cannot be advanced softly, gradually, carefully, considerately, respectfully, politely, plainly and modestly.

spaghetti western başlangıç için öneriler;

For a Few Dollars More
The Good, the Bad and the Ugly
Once Upon a Time in the West
A Fistful of Dollars
My Name is Nobody

*Duck, You Sucker

günün sözü

  • 0



yöneticiler, insanların üstüne çıkılmış kaçak katlar gibidir.
bekleyin yıkım ekipleri yolda...

yöneticilik for dummies

önsöz: yazarı okurken kısa iş hayatında aldığı maillerden, kulak misafiri olduğu konuşmalardan edindiği tecrübeleri lütfen küçümsemeyiniz. kurumsal diye geçinen bir şirkette hem it hem de finans sektörü yöneticileriyle muhattap olmak kendisine önemli tecrübeler katmış olabilir. hem zaten belli bir yerden sonra herşey sonsuz bir döngü biçiminde ilerlemiyor mu? bu anlamda bir yılda karşılaşılacak yönetici prototipleri belli sayıda olsa bile temel bir eğitim vermeye yetmez mi soruyorum size yetmez mi? evet, what the fuck man? haydi başlayalım.

ilksöz: bu programın temel amacını paylaşayım sizlerle; dummy yöneticilerimin iş hayatında verdiği doneleri -kendileri böyle derler- inceleyerek öz kısmını sizin paylaşıyor olmak. -bakın işte farkettirmeden başladım bile -yor olmak ne boktan bir ifadedir bu yahu- haydi aynanın karşısına geçin ve cümle içinde kullanın bu ifadeyi, ne duruyorsunuz sizi şapşallar. isteyenler artı olarak da karşısında devamlı kendisine aptal, aptal... diyen biri olduğunu düşünebilir ancak burdaki kritik nokta kendinizi olabildiğince ciddiye almak.

bir demet püf noktası: kendinize başarılı biten proje maillerinde, dikkat edilmesi gereken konular subjectli maillerde, razelet -ben yanlış yazmadım o kadar sinirlisiniz ki hızla kelimeyi yanlış yazıyorsunuz- topicli maillerde kullanılacak bir kelime öbeği seçin. bi bok anlamadıysanız örneğime yaklaşın, misal bizim kurumsal geçinen şirketimizin dummy yöneticilerinin seçimi hepimiz aynı gemideyiz ifadesini kullanmak yönünde. tabii önce saçma, anlaşılabilirliği olabildiğince düşük cümleler salatası kurmanız tercihimdir. böylece çalışanları bi an afallatıp ben nerdeyim moduna düşürebilirsiniz.

sonsöz: bok.

Andımız

  • 0
Anadoluluyum, kavruğum, delikanlıyım (anadolu'nun tüm kavruk delikanlılarına ithafen) ilkem veya herhangi bir ülküm yok; tekel 2001'den pahalı sigara içmemek, ılgın'ın komşularına karşı üstünlüğünü her ortamda savunmak, hatta aksaray bilecik gibi ilciklere karşı da küçümseyici açıklamalarda bulunmak başlıca özelliklerim. eğer bir gün çok ama çok param olursa anadolu'nun en şirini ılgın'a bir sebil açmak hedefim. -bizim gençlerimiz de ellerinde starbucks bardaklarıyla dolaşabilsin diye de sebilin yanına otomatik starbucks bardak üreteçi koyacağım. bu üreteç için de elektrik harcamak yerine büyük türk mucidinin erke dönergecini kullanacağım. varlığım, yokluğum bir. haydin bana güle güle.

C.Palahniuk ile.

  • 0
























amerika'da yer altı kitapların yazarı gençliğin fight club filminin yazarı olarak tanıdığı chuck palahniuk ile istiklal'de kafelerden bir kafede konuştuk. kendisine sorularımızı yönelttik. işte röportajdan satırbaşları.

“Orhan Pamuk'un nobel ödülünü alması tamamen siyasi skandaldır. Dış mihraklarınız sizi yıpratma tersanelerinize girmek istiyor.”

“AKP'nin politikalarını çok yersiz, devletin varlığına zararlı buluyorum. Gelecek dönem MHP'den Bilecik'e aday olmayı düşünüyorum.”

“En sevdiğim spor poi şu aralar. Kendimi tamamen kaptırmış durumdayım. Bence olimpiyatlara da alınmalı poi, burdan iaaf 'e sesleniyorum duyun sesimi.


yazının tamamı pazar ekinde.

Yan kı

  • 0
**bilgilendirme
deja vu demek, ilk defa yaşadığın bir olayı daha önce yaşamış hissine bürünmektir ya hani. yani en azından paris sorbonne üniversitesinin bu kavram için oluşturduğu tanım bu. sıradaki hıkayemiz de bu tanımdan hareketle oluşturulmuş bir gerçek yaşam kesitidir.
bilgilendirme**

geçenlerde yine kadıköyde fink atarkene - hani şu nato karşıtı gençlerin 60 sene yeter, nato dağılsın temennili eyleminin olduğu gün- umut sarıkaya'nın bir karikatürüne deja vu oldum.

tam olaya girmeden şunu da söyliyeyim ki nato karşıtı bir eyleme katılmayıp mavi hapı seçen, seyirci kalan kendimi kınıyorum efendiler. kapitali gördün aktivistliğini kaybettin nerde o 68 pehey denilebilir ancak demeyin öyle netekim solun o birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu şu günlerde yapılmaz bu. hoşgörün. haydin devam.

öğleden sonranın ilk saatlerindeyiz. boğadan bahariyeye girmiş dükkanlara bakaaa baka ilerliyorum bi an dükkandaki yansımada bir kafa dikkatimi çekti. öyle bir kafaydi ki o, hani bir zamanların orta halli sit comu kerem ile aslı vardı ya, orda kerem'in yakın arkadaşı olan çılgın genci oynayan adamın kafası. ciddi ciddi yanımdan geçti elinde cep telefonu, ayağında pantolonu yürüyordu. -ayağında pantolonu diyerek yazar hangi söz sanatını yapmış bilin bakalım- hiç böyle aman tanınmayım diye gözlük takmaca, şapkayla yüzü örtmece aktivitelerine de girmemişti ki kendimi ünlü görmüş olmanın haz havuzuna bırakayım. gözüm bi yerden ısırıyor ama nerden moduna girmeni hep engeller bu insanlar. bu arada teoman'ın x. albümünün y.şarkısı olan istasyon insanlarına referansta bulunmak isterim. bir kar tanesi olsan yemekteyiz yarışmasına katılsan be teoman. he be teoman nerdesin olm sen bi varsın bi yoksun.

neyse ney efenim konumuza dönelim, günün ilerleyen saatlerinde tam ellerinde rengarenk pankartlarıyla gençlerimiz meydanları arabalara terk ederken, güneş hafif yan yatmaya başlamışken onu gördüm karşımdaki masada. annemle devamlı üstüne fikir teatrisinde bulunduğumuz, çarşam akşamlarının vazgeçilmezi yaprak dökümü dizisinin belki yükte hafif ama pahada ağır mı ağır karakterini ,tam ismini hatırlayamadım biz ona katır diyelim, gördüm. o ucu kıvrık bıyıklarıyla oturmuş sanki bizden biri gibi çorbasını içiyordu ki, uzaklaştım ordan.