El Rastro

El Rastro

  • 0
Antropolojik değeri yüksek, kaybolmakta olan kavramların peşinde, zaman/mekan tanımadan dolaşan mavi kulübeli deli adam yeni bir yolculuğa hazırlanıyordu. Bu kez genelde olanın aksine yolculuğa yalnız çıkmayı tercih etmişti ya da şöyle diyelim bu yalnızlık halinin onun tercihi olduğuna inanıyordu. Şu günlerde ara ara kendini, tüm arkadaşları tatile gittiği için sıcak yaz günlerini evde pinekleyerek geçirmek zorunda kalan bir çocuk gibi hissediyordu ama bu hissiyata bir türlü anlam veremiyordu. Tatil kavramı tamamen insanlara özgüydü ve gallifrey'de hiç bir zaman hava sıcaklığı insanı bunaltacak seviyeye çıkmazdı.

Yalnızlıkla ilgili düşüncelerine ara verip yolculuk için tardis'in yönetim panelindeki ayarlamaları yapmaya başlamıştı ki ilham perisi benzeri bir ırk tarafından taşınan geçmiş maceralarından kurtardığı kavramlar ziyarete geldiler. Bu seremoni, her yeni macera öncesi egosunu şarj etmek için gerçekleştirdiği bir pratikti. Ve yine her seferinde olduğu gibi önünden sıra sıra geçen kavramlarda sıra satanizme geldiğinde durakladı bir an boyunca. Onları kurtararak iyi mi kötü mü yaptığı konusunda bir karara varamamıştı henüz.

Bu macerada yine dünyada ama ingiltere'de değil, türkiye diye adlandırılan bir ülkede, geleceğe dönüş filmindeki marty mcfly misali yavaş yavaş silikleşen bir kavramı kurtarmaya çalışacaktı.

Gün kelimesi, yirmidört saatin bir araya gelerek oluşturduğu, zaman ölçümünde kullanılanın bir birim olmasının yanısıra ortadoğu diyarında farklı bir anlam daha taşıyordu. Kadınların her hafta içlerinden birinin ev sahipliğinde toplandığı, aralarında olmayan diğer kadınlar, gelinler, çocuklar ve kocalar hakkında konuştukları ve ev sahibinin hazırladığı farklı tariflerden beğendiklerini ay komşu ne de güzel yapmışsın, bana da versene şu tarifi bizim bey bayılır böyle peynirli peynirli benzeri cümleler ile istedikleri komün etkinlikleridir.

Doktoru harekete geçiren ise son günlerde kadınların içlerinden birinin ev sahipliğinde toplanmak yerine, aman canım ne gerek var o kadar hazırlığa, temizliğe, bulaşığa dışarda bir yerde güzelce oturup yer içeriz. hem nimet hanımın bize yedirmeye çalıştığı o lezzetsiz şeylerden de kurtulmuş oluruz. hoş olmaz mı ahaha düşüncesiyle hareket etmeleri ve geleneksel toplantılarını kebapçı, ıslama köfteci benzeri yerlere taşımaları oldu. Bu yeni hâl hem esnaf hem de kadınlar için oluşmuş bir kazan-kazan durumunu işaret ediyor olsa da  yeni şekliyle günler barındırdığı tüm antropolojik değerini kaybediyordu. Bu da yemek tarifleri elden ele geçip yeni hallere bürünmemesi ve kadınların bilmeden oluşturduğu bir çeşit füzyon mutfağının ortadan kalkması demekti. Okuldan gelen çocukların günden kalma kek ve poğaçalar ile beslenememesinden bahsetmiyorum bile ki bu da yeterince acı.

Dünyanın en kötü sesli enstrümanlarından birisini bile yaşasın antropolojik değerlerin kardeşliği şiarıyla kurtaran dokromuzun konum olarak türkiye'nin ortalarında yer alan bu sıkıcı kasabada bulunmasının nedeni işte bu idi. Kafasına taktığı o küçük şemsiyenin havalı olduğuna dair inancı ise tamamen son rejenerasyonundan geliyordu.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder