Vif

Vif

  • 0

vivid:
1. producing powerful feelings or strong, clear images in the mind.
2. (of a colour) intensely deep or bright.


düzenli aralıklarla yaşadığım iki tür an var ki hayatımda, bu anları tanımlamak için vivid kelimesi pek uygun geliyor nedense bana.

evet yaşıyorum

tanzanya'da bir akşamüstü. sahilde yürüyen pek az insan ve pek çok deniz kabuğu var. okyanus iyiden iyiye çekmiş kendisini geriye. yolda insanlarla jambo laşarak yürümüş ve şuraya kadar yürüyüp geri dönelim noktasına ulaşmışız artık. hep bir şuraya kadar olmalı mı hayatta. olmalı tabii, şuraya kadar noktaları olmazsa işin ucu kaçar, kaçar da gider. tutamazsın. herşey. ama herşey dozunda olmalı.

bu gün de öyle bir gün işte. dozunda bir gün.

şuraya kadar noktasından dönüş yolunda hava iyiden iyiye kararmış artık. ayışığı sazı eline almış ve eve dönüş yolunu gösteriyor bize. 

bir müzik olmalı tam da şimdi. diyorum ki müzik başlıyor. bir müzik illa olmalı hayatta. yoksa bu gibi vivid anlar, geleceğe dönüş, yaşanmıyor işte. wes anderson'un paletinden çıkmış gibi bir dünyada kalıyoruz. pastel pastel. mon ami. müziğin de katalizör görevini üstlenmesiyle birlikte nöronlarım arası iletilen kimyasallarda daha önce pek gözlenmemiş bir tepkime ortaya çıkıyor. evreka! ve işte o an yaşadığımı anlıyorum. bu hayat. bu dünya. bu insanlar. bana bakın, ben yaşıyorum! ünlem işaretlerim ve ben!
 



İnsanın Özü

İnsanın Özü

  • 2

eski zamanlarda, babil kulesini inşa etmeye niyetlenmiştim. şimdi düşünüyorum da deniz kabukları ve kum bu iş için pek de uygun değilmiş.


görünen o ki içinde yer almakta olduğum hayat benim dışımdaki her şey hakkında. ben kişisi bile filmin başlarında bir yerlerde kaybolmuş, geride kalanlar da onu aramayı çoktan bırakmış.

sayın yönetmen, bu hayatın benim hakkımda olduğunu söylemiştiniz.


galileo'nun ağzından evrenin dünya merkezli olmadığını duyunca büyük bir şok geçirmiş olmalı insanlık. bu yüzyıllar önceydi. peki şimdi olan nedir? bir yeri ziyaret ettiğimizde oranın en iyi restoranlarını ziyaret etmeye bizi iten motivasyon mesela. 

spotify'ın gelişiyle müzik dinleme alışkanlığımızın albüm temelinden playlist lere kayması bir tesadüf mü yoksa yaşamakta olduğumuz best of hayatlara bir gönderme mi?


i believe i can fly

müzik, kendime olan inancımın zayıfladığı anlarda eksikliğini hissettiğim tatmin hissini sağlamakta çok etkili.


peki ama müzik kullanımı ile yaşadığım tatmin duygusu hile sayılır mı? sonuç olarak ne kadar öyle olduğuna inansam da ben uçamam.




mülteci ailemiz kaçak yollardan göç ettikleri avrupa ülkesinde çocuklarını müzeye koyup da işte bu sanattır dese mesela. büyük bir infial yaratır mı sanat dünyasında? yoksa duchamp'lar çağı geride kaldığı için bayat bir çalışma olarak mı görülür.

lenin ile top tepmiş adamın hatıratından


müziğin yarattığı titreşim vücudumuzdaki atomlara çarparak bizde bir salınıma yol açar. bildiğim kadarıyla homo sapiens bu salınıma özel bir isim vermemiştir. bunun yerine özel olarak isimlendirdiği bir hareketler bütünü olarak dans ve hatta bunun alt kırılımları olarak da halay, tango, vals vs. kategorik isimlendirmeler var. 

dinlediği müzik bir insanın halay çekmeyi istemesine veya tango yapmayı istemesine nasıl yol açıyor? öğrenilmiş çaresizliğin bir örneği olarak görebilir miyiz dansı? 

denetimli hareketler bütünü olarak dansa karşı duruşum bellidir.

Hergün Bir Şarkı Adeta #68

  • 0
kulaklığımda bu şarkı ile kaldırımdan yürümek çok zor. yolu ortalıyorum. ilerdeki evin bahçesindeki ağaçlar rüzgarda hafifçe salınıyor. şansıma gelen giden araba yok. aksi takfirde bu düello sahnesi boşa gidecek. ilerden yaklaşmakta olan biri var ve ben yüzünü net görebilmek için gözlerimi kısıyorum. sol taraftaki parktan gelen çocuk sesleri gerginliği arttırıyor. dikkatimi toplamalıyım. ne yapmalı, ne yapmalı? yakınlarda sallayabileceğim bir taş arıyorum, keşke sapanım yanımda olsaydı. böyle felsefik bir soruya verdiğim cevap hayatın olabildiğince içinden. aynı sergio leone'nin filmlerindeki gibi

evet, bu şarkının yetişkin boyutlarda bir homo sapiensin hayatında yaptığı etkileri dinlediniz.

60larda spaghetti western dünyasındaki anti-kahraman hikayelerinin nefes almasını sağlayan oksijeni ennio morricone sentezliyordu. e bu titreşimlerden beslenen filmlerin de bu kadar özel olmaları beklenir şey doğrusu.

peki sonra noldu? yeşilçam geldi ve ennio morricone insanların hayatına sezercik ve bilimum kemal sunal filmlerinin adını bilmediğimiz mahur bestecisi olarak girdi.

Hergün Bir Şarkı Adeta #67

  • 0
david lang reaksiyonuna uğrayan düz metnin geldiği hâl budur. doğru ışık altında salınan perdenin oluşturduğu o danseden gölge, hafif rüzgarda bir o yana bir bu yana başını deviren selvi ağacı.. hepsi buna benzer bir zarif dokunuş ile hareketlerine yön verirlermiş. atomlarımın titreşim frekansını david lang'a ayarladım duruyorum ama yakından baksanız bana, çok ama çok yakından.. titreşiyorum..

she knows she is right
but to say she is right is wrong
in this case, to be correct and say so is wrong
in certain cases she may be correct, and may say so in certain cases
but if she insists too much, she becomes wrong
so wrong that even her correctness becomes wrong by association.
Şehri Bekleyenler

Şehri Bekleyenler

  • 0

bir şehri bekleyenlerin nerden çıkacağını asla bilemezsin. mesela delik deşik bir perdenin ardına gizlenmiş, izliyor olabilir seni. sen farkında bile değilsindir. 

ve bir gün şehrin dar sokaklarından birisinde yürüyorsun. meselaların bir seferindesin. yolunun üzerinde yarısı sokağa taşmış bir şeftali ağacı gördün. normalde şeftaliye karşı bir düşkünlüğün de yok yani biliyoruz. pazardan alsak yemezsin. ağaçtan meyve koparma konsepti mi hoşuna gitti yoksa? bilmem. demek cevap da veriyorsun, peki. belki çocukluğundan bir kuple sergilemek istiyorsun seni izleyen gözlere. bir dakika bir dakika daha birşey olmadı ki. ne ben kopardım o meyveyi henüz ne de beni izleyen gözlerden haberdarım. nerden çıktı şimdi bu peşin hüküm allah aşkına? herşeyi çocukluğa bağlama peşinden koşacağına anlattığının devamlılığını bir gözden geçir önce.

söylediklerin makuldu. makulduymuş, şimdiki zamandayım ben. tamam. en iyisi şöyle yapalım. bu paragraf boşluklarımızı tamamladığımız paragraf olsun, anlatımızdaki boşluğu da burda dolduralım, senin hayatındaki boşlukları da burda dolduralım. mesela eksik bir figür var mı hayatında göstermekte olduğun agresifliğe yol açacak? şefkat figürü, otorite figürü.. yoksa tek eksiğin şeftali miydi :) birşey mi kastediyorsun sen? hem bu gülen yüz de nerden çıktı? bu gerçekten oluyor mu? yanıtını beklemeden devam ediyorum. yanıtımı beklemeden derken, sen dinlemiyor musun beni acaba? beni görmezden gelebileceğini mi sanıyorsun yoksa? ağaca yaklaşırken eskiden kalma bir alışkanlıkla etrafı kolaçan ettin önce, sonra gözüne meyvelerden birini kestirdin ve pek de çevik sayılamayacak bir hareketle olduğun yerde zıplayıp  gözüne kestirdiğin şeftalinin yanındaki şeftaliyi kopardın. göz hakkı kanunlarını çiğnemiş olmuyorumdur umarım.

acaba bilincinin altında bir yerlerde farkındaydın izlendiğinin. belki farkındaydın, belki de umuyordun birileri seni izliyorlardır diye. hiç seyiricisi olmayan bir oyunun parçası olmak istemezsin ne de olsa. fonda müzik de olsun mu? evet, in bruges filminin teması çalsın. yok olmasın soruyu sorulmamış sayalım. müzik bir tür hile idi değil mi sayın von trier? peki, nerde kalmıştık sayın von trier? evet, bir ağacın altında. yarısı yola taşmış, meyvelerin ağırlığından aşağı sarkmış o şeftali ağacının altında çocukluğumuza referans veriyorduk. o benim çocukluğum. fazla sahiplendiğimi düşünmüyorsun değiş mi hayatını, hem diyorum ki hayatında  belki bir yardımcı oyuncuya ihtiyacın vardır, ha ne dersin? daha fazla saçmalama ve devam et derim. pekâlâ bu soruyu da sorulmamış say o zaman. ben yazdığımı silmiyorum ama sen olmamış say. senin gerçekliğinde böyle bir cümle hiç okunmamış ve okunmayacak olsun. nedir bu yani? kelime başına para mı alıyorsun? devamlı bir ben yazıyorum ama sen okumamış ol lar. hem bir cümlede görmezden gelirdim ben seni, bu kadar uzatmana hiç gerek yoktu.  

o anda bu, biz çocukken hep bahçelere dalardık altmetinli çalışmanın nasıl sonlanmasını bekliyordun acaba? sinirlendin mi? mesela şöyle mi, gözden kaçmış güzel bir kız peydah olur karşı kaldırımdan, o kadar da kolaçan etmiştin hani, ooo şeftali mi kopardınız diyecek sonra. meyveler, meyvelerimiz temalı bir konuşma. ağaçların meyvelerinin hep kaldırıma düştüğünden tut şehrin çocuklarının sanal pokemon toplamaktan güzel göğüsleriniz kadar olgunlaşmış bu meyveleri toplamaya tenezzül etmeyişine vur ve kopardığın şeftaliyi paylaşma noktasında inecek var. sinirlenmişsin.

kısa moladan sonra, şeftalinin metafor olarak cinsellikte temsil ettiği değerler konulu bir konuşmaya girişirsen önceki olgun meyve ğüsler benzetmesini bu konuşmaya ekleyerek gidiş yolunun nereye çıkacağının hem lead actress hem de tüm izleyiciler farkına varacaktır. tamam, bu kadarı yeter artık. hem tüm izleyiciler de nerden çıktı? seni bir lead actress ile başbaşa bırakacağımı düşünmedin herhalde. kes artık burdan sonrasını ben devralıyorum.  

olan gerçekten bu muydu? olmakta olan, olmuş olan, olacak olan.. tabii ya... perde! 

o delik deşik perde. şimdi hatırladım. cık cık cık cık... o sesi nasıl unutabilirim ki ve o bakışı, o hor gören bakış. ancak bir teyzenin gözlerinden çıkabilecek bakışlar. sen bizim ağacımıza nasıl tecavüz edersin, hem de şeftali ağacı!! diye ünlemli ünlemli çınlamıştı repliği tüm sokakta. 
izleyiciler önünde selamımı verip derhal uzaklaşmıştım ordan. ah bir de repliğim olsaydı ya söyleyeceğim. tabii ya göz hakkı diye bir şey bilmez misiniz siz? paylaşmaktan hiç mi nasibinizi almadınız ya da the pleasure of being robbed isimli filmi hiç mi izlemediniz?

artık geri dönme vakti geldi. 

bir şehri bekleyenlerin nerden çıkacağını asla bilemezsin demiştim sana. mesela delik deşik bir perdenin ardına gizlenmiş, izliyor olabilir seni. sen farkında bile değilsindir. bir camın ardındaki kukla, bir duvarın ardındaki bruce lee ya da şehrin tepesine yerleştirilmiş devasa heykel olarak izliyordur o seni. eğer içinde iyilik ile geldiysen şehre, şarap ile dolu tasını uzatır sana. ha yok eğer kötülük niyetiyle geldiysen işte o zaman kılıcını çeker hiç çekinmeden.

cık cık cık cık!

çanlar kimin için çalıyor andrei, son kimin için geliyor?  





Hayat Gailesi

Hayat Gailesi

  • 0
içimdeki çocuk düştüğünde ve ağlayası olduğunda kendisine karşı tutumum onu görmezden gelmek oluyor. aksi takdirde şımarıyor ve yaşamama engel oluyor.

Hergün Bir Şarkı Adeta #66

  • 0
önce
aklımdan çıkmıyorsun
ve aklım çıkıyor
sonra zaman geçiyor ve
aklımdan çıkacaksın diye aklım çıkıyor
hep yeni baştan

Hergün Bir Şarkı Adeta #65

  • 0
bin yıl öncesinden bu ana yansıyan bir beste hildegard von bingen'inki. hatırlatmak için uzun zaman ötesinden gelmiş bir mitos. onca zaman sonra söylediklerinin tercümesi mağrur olma kanka senden fazla followerı olan var şeklinde okunuyor artık.

Hergün Bir Şarkı Adeta #64

  • 0
düne kadar, benmerkezli bir evrenin ağırlık merkezinde yer aldığımı sanıyordum. herkese bir yarıçap kadar uzakta, aynı mesafede, tek başımaydım. geçen haftaki konserinde pj harvey son şarkısını near the memorials to vietnam and lincoln olarak seçmişti çünki üstümdeki vietnam'dan aldığım tişörtü görmüş, bana bir gönderme yapmak istemişti. çeperimdeki herkesin hayatı bana yapılan göndermeler üzerinden rahatlıkla okunabilirdi zaten. 
dün de aynı inanç ile eve doğru yürürken, okuduğum ve izlediğim tüm odysseylere dayanarak yerdeki kurumuş yaprağa bir tekme attım. onu epik bir yolculuğa çıkarmak istiyordum ne var ki bütün varlığımla ittiğim bu yaprak evrende bir kaldırım taşı kadar yer değiştirmişti. yoksa kendimi biraz fazla mı önemsiyordum?