Hergün Bir Şarkı Adeta #35

  • 0
Yaşadığını belgeleme derdinde kadın, beatles'ın albüm kapağında yer alan o ünlü yaya geçidinden geçeyim derken, abbey road'da beatles'ın geçmediği bir diğer yaya geçidi olabileceğini aklına getirmemişti. Bugünün şarkısı o kadın için, kendini ucu bucağı olmayan, bir çilek tarlasında bulması dileğiyle...
Mura di Napoli

Mura di Napoli

  • 0
Meryem, -sevdiği adamın, aldığım zevki azaltıyor bu meret şeklindeki itirazları nedeniyle- giriştikleri korunmasız seks eylemi sonrası hamile kalan ve bunu ailesine söyleyemediği için de -birilerinin muhtemelen peşine düşeceğini düşünerek- evdeki altıpatlar silahı aldığı gibi kendini yollara vurmuş bir kadındı. Şehirler, ülkeler boyu yürüdüğü yollarda gördüğü acı içindeki insanlar onu içten içe yıkadursun, evden kimsenin aklına onun peşine düşmek gelmemişti. Doğum vakti yaklaşadursun o hala hem yürümekten hem de bunca insana nasıl yardım edebileceğini düşünmekten vazgeçmemişti. Öyle ki, bu düşünceler içinde büyümekte olan cenine işliyordu.

Yollarda çocuğunu doğurdu. Böylece yolculuğuna ara vererek, bir süreliğine de olsa yerleşik düzene geçmesi gerektiğine karar verdi. Elindeki silah ve sınırlı da olsa mühimmatıyla güvenliklerini sağlayabileceğini düşünüyordu. Böylece yakındaki bir otele yerleştiler. Bir gün yaşadıkları yere gelen bir çingene, ona dikkatlice bakarak, gelecekte olacakları bilmesi gerektiğini söyledi. Bunun karşılığında bir şey istemeyecekti ve böylece ona oğlunun nasıl öldüğünü, tek yaptığının iyilik olmasına rağmen nasıl çarmıha gerildiğini, gösterdi. Yaşanacakları görür görmez odasına, oğlu İsa'nın yanına çıktı Meryem. Silahını aldı ve rus ruleti böylece başladı.

Kazanan ise tabii ki tanrı oldu.

Susan: Do you ever get depressed? 
Steve: No, depressions are for the middle classes, the rest of us have got an early start in the morning.

Riff-Raff, Ken Loach 
Kendine at adam diyen süperkahramanımız, bilimadamlarının üzerinde yaptığı deneyler sonrası edindiği kanatlarını kullanarak, her nerede bir haksızlık görürse hemmen oraya uçuyor, kişneyerek oluşturduğu öldürücü ses dalgalarıyla kötü adamları derhal olay yerinden kaçırıyordu. Gazetelerin ön sayfalarında, kurtardığı insanların sevgi dolu bakışlarını gördükçe yaptığı işten gurur duyuyordu. İşten güçten arta kalan zamanlarında ise kendini niğde kırsalına atıyor ve boş alanlarda alabildiğine koşuyor, koşuyor, koşuyordu... 

Ta ki bir gün yolu mafya cenneti napoli'ye düşünceye kadar. Bir günde nasıl da herşey değişebiliyordu, hayaller yerini karanlık kabuslara nasaıl da bırakıyordu.. Ah o bir takım kötü adamlar! At adamın dikkatini dağıtıp enjekte ettikleri uyuşturucu maddeler ile kısa sürede onu bağımlı hale getirdiler ve zamanla bir uyuşturucu kuryesine dönüşünceye kadar uyuşturucu karışımlı otla beslediler onu. Şimdi onu görmek isterseniz eskisi gibi göklere değil, kaldırım köşelerine bakmalısınız ve mal bulmak isterseniz bir ıslığıınız yeter..

Görme Biçimleri

Görme Biçimleri

Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler, erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. Bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler. Kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenense kadındır. Böylece kadın kendisini bir nesneye -özellikle görsel bir nesneye- seyirlik bir şeye dönüştürmüş olur. 

John Berger
Bir şeyi gördükten hemen sonra, aynı zamanda kendimizin görülebileceğini de fark ederiz. Karşımızdakinin gözleri bizimkilerle birleşerek görünenler dünyasının bir parçası olduğumuza bütünüyle inandırır bizi. 
Karşıdaki tepeyi gördüğümüzü kabul edersek o tepeden görüldüğümüzü de kabul etmemiz gerekir. Görüşün iki yanlılığı konuşmaların iki yanlılığından daha baskındır. Çoğu zaman karşılıklı konuşma bu görme-görülme işlemini dille getirme çabasıdır. "Sizin her şeyi nasıl gördüğünüz"ü benzetmeyle ya da doğrudan açıklama çabanızla, "onun her şeyi nasıl gördüğü"nü anlama çabanızdır. 

John Berger
Çıplak olmak insanın kendisi olmasıdır. 

Nü olmaksa başkalarına çıplak görünmektir; insanın kendisi olarak algılanmamasıdır. Çıplak vücudun nü olabilmesi için bir nesne olarak görülmesi gerekir. (Vücudun nesne olarak görülmesi nesne olarak kullanılmasına yol açar. ) Çıplaklık kendisini olduğu gibi ortaya koyar. Nü'lükse seyredilmek üzere ortaya konuştur. 

John Berger

Hergün Bir Şarkı Adeta #34

  • 0
the Kinks'in, all day and all of the night veya you really got me gibi büyük hitlerini bilirdim de waterloo sunset isimli yukarıdaki şarkıyı west end'de, sunny afternoon isimli kinks müzikalinde dinledim ilk kez ve hem müzikale hem de şarkıya bayıldım ki buralara da koyuyorum. 
Uyarı: Haleti ruhiyenize ve vücudunuzun salgıladığı serotonin hormonu miktarına göre, bu şarkı vücudunuzda geçici süreli olarak huzurlu bir mutluluğun veya huzurlu bir üzgünlüğün hüküm sürmesine neden olabilir.
Senatus Populusque Neapolitanus

Senatus Populusque Neapolitanus

  • 0
Her insanın biri sağ omzunda diğeri sol omzunda olmak üzere günahlarını ve sevaplarını yazmakla sorumlu iki meleği vardır. Günahları yazan melek soldadır, sol dediğinde aklına günah gelmelidir zaten, başkaldıran, düzenbozucu insanların yönüdür sol. Sağ ise saflığın, muhafazakarlığın, iman gücünün yönü olagelmiştir hep. 
İşte bu günah ve sevapları yazmakla sorumlu melekleri, napoli'de dükkanlarda veresiye defterlerini tutsun diye kullanırlar. Sağda duran melek alacakları, solda duran melek ise borçları yazar.
 
This is how it always ends. With death. But first there was life, hidden beneath the blah, blah, blah... It's all settled beneath the chitter chatter and the noise, silence and sentiment, emotion and fear. The haggard, inconstant flashes of beauty. And then the wretched squalor and miserable humanity. All buried under the cover of the embarrassment of being in the world, blah, blah, blah... Beyond there is what lies beyond. And I don't deal with what lies beyond. Therefore... let this novel begin. After all... it's just a trick. Yes, it's just a trick. 

Jep Gambardella, La Grande Bellezza
Napoli sokaklarında gezinirken, insanların eski zaman peygamberlerini trafik levhalarında çarmıha gerdiklerini görürsünüz. Tanrı, yarattığı bu adaletsiz dünyadan dolayı olan utancından fotoğrafın ücra bir köşesine geçmiş, yüzünü gizler insanlardan. Güneyin öfkesinden korkan ikiyüzlüler ise kendilerini devletin güvenli kollarına, kuzey diyarına atmış işlerini nasıl kârlı hale getirebileceklerini düşünmektedirler. Napoli'ye gideceğinizi duyanlar, turist rehberleri sokaklarda yürürken cüzdanınıza, çantanıza vesairenize sahip çıkmanızı salık verirler, tekin değildir oralar. Velakin kuzey şehirleri için bu anlamsızdır. Siz de bilirsiniz ki ne yaparsanız yapın moda devlerinin ağzınızı sulandırmasına ve bununla gelen para harcama isteğine karşı koyamayacaksınız.

I put my heart and my soul into my work, and have lost my mind in the process. 

Vincent Van Gogh

Yarattığı resimlere küsmüş bir ressamın hikayesi bu. Yaratmanın verdiği salt zevki duyduğu gençlik yıllarını geride bırakmış, artık beğenilmemekten yorulmuş bir adamın hikayesi aynı zamanda. Tezgahını, mozzarella ve domates soslu kızartılmış pizza satan büfenin tam karşısına açar sabahtan. Bir kaç kez kendi yerine tezgah açan diğer sokak satıcılarıyla tartıştıktan sonra yerini herkese belletmiş. Zaman zaman bu durum aklına geldikçe hafifçe gülümsediğini görebilirsiniz. Bir de, yoldan geçen birisi dikkatli gözlerle resimlerine bakarken gizlemekte zorlandığı bir gülümseme yerleşir yüzüne. O anlarda, resimleri insanların özenle yaptırdığı çerçevelerin içini doldururken kendisinin de onlarla nasıl gurur duyduğunu düşler.

Napoli'nin ünlü şapkasının baştan başa dolaşırken, insanlar arasında karma puanlarına dayalı olarak bir transfer işlemi yaptığına inanılır. Bir dürüme ortak olabileceği kadını bulmuş adamın, dünyayı güzelliklerden ibaret görmesini sağlayan pembe filtreli dünya görüşünden alır biraz..

Ve tek başına sokakları arşınlayan, uzaklardan gelmiş bir gezgine verir. Biraz da şarabın etkisiyle dünya eskisinden çok daha güzeldir gezgin için de..


Hergün Bir Şarkı Adeta #33

Asfalt kaplı şehirden kırkikindi yağmurlarına selamlar!

Soğuk almış ve sesi kalınlaşmış arkadaşa söyletilebilecek en güzel şarkı hakan altun'un telefonun başında çaresiz bekliyorum'u, kabul. Lakin onun biraz daha modern versiyonu olarak düşünülebilecek bu şarkı da hiç fena değil.
Villa dei Misteri

Villa dei Misteri

  • 0
Cannes film festivalinin gözde isimlerinden xavier dolan'ın mommy isimli filmini izlemiştim geçtiğimiz sene. Film boyunca sıkıştırılmış, basık bir ekranda izlediğimiz hikaye, bir kaç kere fondaki müzik ile birlikte genişlemiş ve hem hikaye hem de izleyenlerin içi ferahlamıştı. 
Sorrento'dan, amalfi'ye doğru dolambaçlı yollardan otobüs ile ilerlerken bir yerden sonra içimde basık bir ruh hali gezinmeye başladı. Bir buçuk saat olmuştu, yollardaki trafik yoğunluğu ve insanların yavaş hareketleri istanbul'dan yaşayan herhangi birini delirtecek seviyedeydi. İşte o anda kulaklığımdan gelen nordic giants sesi imdadıma yetişti. Gitmeden bir gün önce edindiğim son albümlerinden, rapture isimli parça çaldığında hissettiklerim, xavier dolan'ın filminde ekranın genişlediği anlarda hissettiklerimle tamamen aynıydı.
 
Ve işte vaadedilen topraklar da görünmüştü..

Yarının gölgesi hayatının üstündeki koyuluğunu arttırırken, geçmişten kalma suretlerin silikleştiğini göreceksin hiç unutmayacağını düşündüklerinin bile.. Hafızanı tetikleyen duyguları hissetmez olacaksın, süper gücün olarak gördüğün uzaklardan koku alma yeteneğini bile kaybetmeye başladığını farkedeceksin ve ancak işte o zaman erken alzheimer şüphesi ile hastaneye koşacaksın sen de..

Bir evin bodrum katında, bir yandan tanrılardan özür dilerken çünkü o mevsimki adağını geciktirmişti, bir yandan da ortalığı saran toz bulutunu solumamak için ağzını kapatıyordu.. Dışardan çığlıklar yükselirken, tanrıların kimilerini cezalandırma konusunda neden bu kadar elibol olup da başkalarını devamlı es geçtiğini düşünmeye ve onlara sinirlenmeye başladı. Neden, neden, neden.. Son düşünceleri içerisinde bu kelime o kadar çok geçiyordu ki, şimdiye kadar sorgulamadığı herşey karşısındaydı ve o taşlaşıyordu. Düzeni şimdiye kadar sorgulamadığı için mi, yoksa şimdi sorgulamaya başladığı için mi?

Taş olmak deyimi, pompei'nin insanlarını arkasına almış türkçe'nin içinde saklı bir mona lisa gibi keh keh sırıtıyor bizlere.. Bu, deniz sezonunun da yaklaşması ile yediklerine dikkat edip, sporunu eksik etmeyen bir plaza kadını mı yaklaşan yoksa annesine el kaldıran bir ergen kafanın detone sesi mi geliyor uzaklardan? 


Storia del Poeta Tragico

Storia del Poeta Tragico

  • 0
Dışardan baktığınızda dün neler yaşadığına dair bir ipucu edinemezdiniz, ama yaşananların onda yarattığı duygusal karşılığa dair çok net fikirler edinebilirdiniz. Öyle ya küçüklüğünden beri gözlerine bakıldığında duygularının hemen anlaşılması zayıf noktası olagelmişti. Zayıflığını aklına her getirdiğinde kendisi ile bir süper kahramanı kıyaslamak adeti olmuştu. Son seferinde, bu şekilde gizli kimliğini gizleyemeyen başarısız bir clark kent olacağı sonucuna varmıştı. Süper kahramanlarla kıyaslanacak yegane özelliklerinin zayıflıkları olması, hatta tüm süper kahramanların zayıflıklarından oluşmuş bir anti kahraman olması iron man kadar kendini beğenmiş bir hal almasına yol açıyordu.
Bu söylenenler dünün hikayesiydi, kendini süpermen ile karşılaştırması, kendisini özel hissetmesine yol açan tespiti.. Çok uzaklarda yaşanmıştı bunlar. Bugün, şehri yöneten ailelerin dışında herkesin meydanları, sokakları doldurduğu sıcak bir mayıs gününde, akdeniz'e kıyısı olan bir şehri tam ortadan bölen bir caddeden aşağı doğru yürüyordu.

Bir arkadaşının muhtemelen bir yazardan alıntılayarak söylediği, bir şehri tanımak için o şehirde kaybolman gerekir öyle turistik yerlerde fotoğraf çekinmekle olmaz yada öyle birşeyler cümlesine istinaden o ara sokak senin bu arka sokak benim deyip kendini kaybedene dek yürümeye devam etti. Sonunda kendini kaybetmiş olacak ki, bir ara sokağın bilmemkaçıncı dereceden kareköküne denk gelecek başka bir ara sokakta, bir güvercin terbiyecisi gördü. Gözlerini ovmak istedi ama zaten lensler gözünü rahatsız ettiği ve düşebileceği için vazgeçti. Daha önceden bir belgeselde varlığından haberdar olduğu bu iş kolunun, tıpkı kaplumbağa terbiyecileri gibi, tarihin çok gerilerinde kaldığını sanıyordu, nasıl olur diye mırıldandı kendi kendine, bir yandan da ilgiyle izlemeye başladı eğitmeni ile güvercin arasındaki kusursuz iletişimi. En güzel sahne gösterisine taş çıkaracak bu görseli izlemekten kendini alamıyordu. Ta ki eğitmenin, güvercinin terbiyesizliği sonrası onu duvara karşı tek ayak üzerinde beklemek üzere göndermesine kadar.. İşte o an onu yerine sabitleyen büyü kırıldı ve arka sokaklara doğru yoluna devam etti..

Dağlara dik açıyla, yokuş aşağı akan sokaklar dağlardan gelen tüm güzel kokuları şehrin kalbine ulaştırmakla görevliydi sanki. Dağlardan aşağı, motosikletleri üzerinde gelen tüm o güzel insanlar ise sanki uzun zamandır bu günü beklermiş gibi bir acele içinde iniyorlardı aşağı. Herşey sanki daha güzel olamaz gibiyken, yakınlardaki bir dükkandan lari dari da lari dari da diye bir tını yayılmaya başladı sokaklara. Bu durum için bellissimo kelimesini kullanabilir miyim acaba diye düşünerek, zamanda ve mekanda sabitlendi bir süre..

Men in general are quick to believe that which they wish to be true.
Julius Caesar
"Büyük hayaller kuralım sevgilim! ben şimdi böyle yapıyorum. tertemiz bir şehirde, asfalt caddeler üstünde, dibinden metrolar geçen, üstünden kolosal otobüsler uçan, muazzam, eğlenceli bir şehirde seninle yaşamak istiyorum. yazılarım bize yaşamak için lazım olanı getiriyor. büyük kahvelerde çay içiyor, temiz lokantalarda kolalı peşkirlerle yemek yiyor, latif rayihalı şaraplar içiyor, tertemiz bir yatakta seni kollarımın arasına alıyor, sana: 

 - bütün mesut şehir uyudu, uyuyalım sevgilim, diyorum. 

sabahleyin bitlilerle dolu, kimsenin kimseye hürmet etmediği, kimsenin kimseyi hürmete layık bulmadığı, istismar edenin, çalanın zengin ve bahtiyar olduğu, esnafın azgın, zenginin deli, haris, egoist, gaddar, fakirin kayıtsız, sersem olduğu bir şehirde; işin kötüsü sensiz, oldukça kirli bir yatakta uyanıyorum. ama sevgilim, olacak, büyük hayaller kuruyorum."
Sait Faik Abasıyanık  
Dünyanın tüm istiklallerinde o bilindik kalabalıkların içinde dolaşmaya söz vermişti kendi kendisine, bundan bir gün önce. Şimdi ise, duyduğu pişmanlığı ölçebilmek mümkün değildi. Bir an, napıyoruz biz diye bağırmak istedi, sesini duyar birisi ve yardım elini uzatıp bu bataklıktan kendisini kurtarır sandı. Cehenneme giden, iyi niyet taşlarıyla döşenmiş istiklallerin birinde, ellerinde selfie çubukları olan kalabalık bir turist grubunun içinde mahsur kalmıştı. Az önceki düşüncesini hatırladıkça kendi kendine gülüyordu şimdi, sesini kimseye duyurmak şöyle dursun etrafını saran etten duvardan dışarıdaki temiz havaya erişmesi bile mümkün olmuyordu. Belki yüzlerce selfie içinde figüran rolü üstlendikten, onlarca makinaya kafa uzattıktan, boyun büktükten sonra artık ne yapacağını bilmez şekilde herakleitos nehrinin akıntısında sürükleniyordu değişime doğru..

Trajedilerin şairinin sonu bir yanardağın patlamasıyla geldi. Kendi trajedisini gizlemek için yazdığı onlarca hikaye sonunda küle dönüştü, kendisi ise taşa.. 
Bundan yüzlerce yıl sonra, prag'da iki katlı bir binanın ikinci katında, küçük bir odada yaşamını sürdüren kafka isimli bir genç -tam da trajedilerin şairini düşünerek- yayımlatmayı başaramadığı onlarca hikayeyi ölümünden sonra küle çevirmek üzere en yakın dostu max'a teslim ediyordu.


Hergün Bir Şarkı Adeta #32

  • 0
Kimi şarkılar var, insanda safi duygu enjekte ediliyormuş hissi yaratıyor. katatonia tam da böyle şarkılar yapan bir grup. sözleriyle ve müziğiyle.

Is this the time I should be on my knees for you?
Is this your way of telling,
Another has been be found?
Now I know it's teargas in my eyes

teargas, Last Fair Deal Gone Down

şarkıların kısmi-akustik olarak tekrar düzenlenmeleriyle oluşmuş sanctitude isimli çalışmaları hissizleşmeye başladığınız sanrısına kapıldığınızda dinlemeniz gereken başucu şarkılarından oluşuyor. gone'u dinlemeye başladığımda ve hatta daha şarkı başlamadan, Jonas bey "hope you like it" dediğinde dağılmaya başlıyorum ben.
Wien Gegen Die Wand

Wien Gegen Die Wand

  • 0
Her şehir kendi gaudi'sini taşır tarihinde, cümlesini doğrulayan şehirlerden birisi viyana.Zamanında hitler'in, stalin'in, troçki'nin işediği bu duvarlar artık sokak sanatçılarının eserlerine ev sahipliği yapıyor.

Federer hazretlerinin türkiye'ye gelmesi ile beraber tenis, sohbetlerimizde kendine ciddi anlamda yer bulmaya başladı. Üç gün sonra geldiği gibi gideceğini göz önüne alırsak bu durumun devamlı olacağını söylemek zor. Tenis oynayan arkadaşların da etkisiyle federer güzellemeleri içeren bir yazıyı okurken, daha önce if istanbul'da izlediğim bir norveç filmi geldi aklıma. Mannen som elsket Yngve'yi, tenisi burjuva sporu olarak görüp küçümseyen, kurdukları punk rock grubu ile yazdıkları şarkıya fittesatan anarkikommando ismini veren eğlenceli karakterleri nedeniyle sevmiştim.