Amadeus

  • 0


Daha önce Milos Forman'dan biyografik film kontenjanından Man on the Moon ile Goya's Ghosts izlemiştim. Bu bakımdan Amadeus filmi ile ilgili hiçbir yorum okumadan da yönetmenin daha önceki karnesine bakarak izlenmesi gerektiğini not etmiştim. Bu da demek oluyor ki derhal bu üç filmi izleyin emi.

Gerek Amadeus'da gerekse Goya's Ghosts filminde Forman'ın hikayeyi arka plandaki ikinci kişilerin üstünden anlatmayı düşünmesi filmleri çok daha etkili hale getirmiş.

Amadeus filmi özelinde de bir cümle etmem gerekirse, Salieri'yi oynayan Murray Abraham özellikle Salieri'nin yaşlı halinde çok iyi. Salieri'nin italyan mutfağına göndermeleri de karın acıktırıcı cinsten.

Biyografik film izleyince, sonrasında insan ister istemez merak ediyor karakterler gerçekte ne imiş deyü.

O zaman hepimiz için gelsin; Salieri'den referansla kendi Salieri kompleksi diye bir tanı bile var imiş amma velakin o kadar küçük görmeyin siz adamı, Salieri gerçekte Beethoven, Schubert, Lizst gibi pek çok bestecinin öğretmeni imiş.

Heryer İstanbul

  • 0


Burası istanbul, orası istanbul heryer istanbul reklam icabı. peki bu kız nereye bakıyor, istanbul'a mı, camdaki yansımasına mı?



Beyfendiyi pierre loti yokuşunda tam da fotoğraftan çıkmak üzereyken yakaladım. Aceleci bir halet-i ruhiye içindeydi kendisi.



Kime karşı, neye karşı dedim. Objektife karşı ama objektifliğe değil dedi.



televizyonda ferdi tayfur denk gelmiş iken biz de yeni model vapurda burdan oraya geçiyoruz cam kenarında rol icabı.

Hayatları boyunca en büyük hedefi pencere kenarı koltuklarda oturmak olanlara...

Buna derler Anime




Sağolsun R. sayesinde, Tsubasa ile sınırlı anime kültürüm Hayao Miyazaki külliyatı ile hafiften de olsa genişlemişti kısa süre önce. Kendisinin önerdiği filmleri kısa zamanda internet alemlerinden edinmiştim ki Miyazaki'nin son filmi Ponyo'yu da izmir ziyaretim sırasında şans eseri izleyebildim.

Filme dair çıkarımlar; Yine göze hoş gelen sevimli çizgi karakterleri, insanın doğayla uyumsuzluğu derken bir çırpıda izleyebildiğim bir film daha oldu Ponyo. Amma velakin şimdiye kadar izlediklerim filmlerinden ilk olarak önereceğim Spirited Away olur. Ona göre ayağınızı denk alın dostlar.

Wataşiba Candy.
  • 0
Diploma gereksinimi vesile oldu, bornova özlemine derken bir bakmışın izmirdesin. İzmir kızları güzelliklerini fotoğraflamam konusunda çekimser kalınca ben de yine hayatın yer yer içinden yer yer dışından insanları, vinçleri, ışıklı lambaları fotoğrafladım.

huzurlarınızda,

huzursuz etmesi dileğiyle.




bu amca milleti yok mu, ver eline oltayı al ağzından balığı, rakıyı. kurulmuş kendisi -siz göremezsiniz kulağında walkmani- oturdu -benim izlediğim kadarıyla yansıtırsak- dakikalarca. yalnızlık kokmuyor mu bu deniz be dedim. kendisi peh peh peh demekle yetindi.




genç fotoğrafçının elinde miyop lensi olmayınca eline geçirdiği pazar malı dürbünü yakınlaştırma görevi için kullanmaz da napar söyleyin?



alsancak'ta oturmuş çekirdeklerimizi çitler, biralarımızı yudumlar iken fotoğraf makinası kendiliğinden o anlar yakalayıvermesin mi?



hayatın rastgeldiği o nadir anlardan biri küçük ile orta büyüklük arası bir balık oltasına yakalanmıştı.



dillere pelesenk olmuş mardinli midye mafyasına dahil olduğunu varsaydım, o önünde midyeler gelene geçene pozlar verirken.



her güzel izmir'in bir sonu var imiş, bunu gördüm, anladım.

üsküdar'da bir iftar çadırıyım ben

  • 0
Düz yorumlar ile eğlenceye boğacağım bu kez saniyelerinizi beyler bayanlar. Gayrı metamorfoz geçirmiş kelime san'atı yapmaya son!



üsküdar'da bir büfenin önünde iftar çadırı kuyruğuna girme(me) kararsızlığı..



sararmış gökyüzü istanbul'un üstüne çökmekte güz mü geliyor ne?



eskitilmiş istanbul bir de yan yatınca seyreyleyin gümbürtüyü.



boğazda pervasızca salnınan bir grup balonun helecanlı macerası. onları takip edin.

Yağmurdan Kaçış

  • 0


psycho killer sinsice onu izlerken pancurun deliğinden, o -masum kız- yağmurda ıslanan elbisesini asıyordu.



Üç kafadar yağmura aldırmadan, buraya gelen kimse geri dönemedi diyarına giderken son derece mutlu görünüyorlardı.



yağmur yağıp seller akarken arap kızı fotoğraf çekerken yakalandı kameralarımıza. sağolsun çektiği fotoğrafı bizimle takas etmeye razı oldu.



nerde o eski istanbul havası yakalamak için sarartılmış fotoğraf..



bulanıklığı abartmış da olsa, elinde bakkaldan aldıkları birazdan şakırdayacak yağmura yakalanmamak için yürüyen bir adam o.

Upless Mrs. Çingene

  • 0


Ahmet o akşam, kendini hürriyet isimli gazetenin foto galeri sayfasında buldu. Önünde alabildiğine yurdum insanı, memleket kokusu, mankenlerin kusurları vs. başlıklı galeriler uzanıyordu.

O kasvetli, bol yağmurlu-çamurlu istanbul akşamında ofisine tıkışmış, elinde adana kebabı o titrek ekranına bakıyordu. Yeni başlamıştı işe. İlk etapta müdürü 14.1'' koca kasalı bir monitör tahsis etmişti kendisine. Bol bol gece vardiyasına kalması icap ediyordu işe öğrenmesi gereğiyle.
İşte koca ofiste tek başına elinde adana kebabı, Ahmet'in devam hikayesi.

Akşamcı bu yeni yaşam tarzına adapte olması kolay değildi. Hemen herkesin düşebileceği tuzağa o bodoslama atladı; üstsüz çingene isimli galerideki ilk fotoğrafa kandı.

Böylece uzuuun bir yolculuğun ilk adımlarını attı son derece hevesli, tavşan deliğine düşmüş alice ürkekliğinde tıklamaya başladı fotoğrafların üstüne -bir yandan da sağına soluna önüne arkasına bakaraktan, özellikle bayan çingenenin seramikli kısımlarına tıklıyor, zevkin doruklarında geziyordu ki, tamamen amacının dışında görüntülerle, -tahminen şakşuka müziği eşliğinde- oynayan insanlar güruhunun görüntüleriyle karşı karşıya kaldı.

Kaçış yoktu.

Olayın tüm vehametine rağmen devam etti.

tıkladı, tıkladı, tıkladı...

merak ne güzel şey güzel şey merak

  • 0


başla!

reklamlarda rastgeldim de dün, güzide hürriyet yazarlarından a.h. ile e.ö. elele tutuşup umreye gitmişler yahu. daha önce de a.a. yer yer karaçarşaflara, yer yer mini eteklere bürünüp, mahalle baskısının türkiye semalarındaki yansımasını bizlere aktarabilmek için, terler dökmüştü.

-ara not; bi aralar star gazetesinde de saadettin teksoy'un garip kıyafetlerle ortalarda dolanarak kaleme aldığı bir yazı dizisi vardı.-

kelamımı anlatmaya başlayayım intro bilgisini verdiğime göre; gazeteciler, sosyologlar vs. her nasıl ki mahalle baskısını sanki sadece diniz bir kavrammış gibi önümüze sundunuz, bebekte üç beş tur atan insanların birbirlerine uyguladıkları son moda, elif şafak, tuna kiremitçi kitabını okuyayım, en yeni elbiselerden alayım baskısını görmezden geldiğinize göre, evet şimdi cümleyi burda bitireyim -netekim toplumsal ahkamımı kestim- yeni bir paragrafta buluşmak üzere.

evet efenim şimdi tüm yukarda anlatılanları unutun :)) diyorum ki; bu sakal türleri ve çağrıştırdıkları bir standarta bağlansın yahu, mh partili insanlara imreniyorum bu konuda yerlerini yurtlarını belli ediyorlar. ben ise, kendimin yer yer öyle yer yer böyle yaftalanmasından, kişilik bozukluğuna sevkedeceğim kendimi.


bu açıklamalar üzerine magazin dünyasından yansımalara geçelim.

hidayet türkoğlu- ne güzel şey merak, güzel şey merak.

hacı bayramı veli- sen seni bil sen seni.

tugay kerimoğlu- yine ingilteredeyim... kolay değil tabi... beyaz saç ne yakıştı hea... 'yer gök vodafone olmuş

ney ise efenim bol güneşli pazartesiler...

Everything is Illuminated

  • 0


poster fotoğrafıyla uzun zamandır ilgimi celbeden bir film idi everything is illuminated. yaz aylarının bu sıkıcı haftasonlarının birinde izleme imkanı buldum sonunda. içinde baharat olarak yahudilik, ii. dünya savaşı parçacıkları barındırması bir yana film bende daha çok balkan filmi hissiyatı uyandırdı, gerek müziği gerekse çekimleriyle. müzik demiş iken gogol bordello isimli nevi şahsına münhasır grubun solisti beyfendi de başrollerden birinde gayet hoş durmuş -kendisini bıyık olmayınca tanıyamadım.

has malzeme olarak kendine absürdistanlığı almış, gayet sade güzel bir film bu efenim. izleyelim.

ahan da bu da size filmden musiki;


Sunshine Cleaning

  • 1


Başrollerde iki güzel kız kardeş speşıli Emily Blunt. Bu kez bir yol hikayesi öncesi aile hikayesi. Yine darma duman olmuşlar, sevimli bir çocuk da var tabii. Alan Arkin büyükbaba rolünde, aynı şekerleme triplerde. Filmin isminde de Sunshine geçince izliyor insan Little Miss Sunshine etkisiyle. Müzikler güzel amerikan bağımsız film hazırlama klavuzuyla hazırlanmış. ve karşınızda Amerikan bağımsız sinemasından yine bir aile hikayesi, yaz sonlarına doğru iyi gidebilir.. izleyelim