alındı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alındı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tehlikeninfarkındamısınız?

  • 2


Uçakta (salonda) at yarışları yapılıyor. Sevgi birinci geldi, ben ikinci geldim. (Başka katılan olmadı.) Zarf kapama yarışında ikinci oldum, perdetakma yarışında ikinci oldum, bulaşıkyıkamada birinciyim. (Sevgi katılmadı.) Parakazanma yarışında dereceye giremedim. (Yanlış bayrak değiştirdiğim için diskalifiye oldum.) Evlilik yarışında cansıkıntısı birinci geldi. Çiçek yarışını, bir deve tabanı farkıyla kaybettim. Şimdi, Bilge'nin peşinden koşuyorum; gene ikinci geldim. Sonuca itirazlar oluyor. Yetişemiyorum. Her tarafa koşuyorum. Ben göğüslemeden, ipleri kaldırıyorlar. Neden bu yarışlara kalktın evladım? Şimdi inişe geçiyoruz albayım. Hayır. Hava boşluğuymuş. Atlattık albayım. Kameralar çalışıyor. ÖLÜM ne zaman sahneye çıkacak? Pencere de açamıyoruz. Tayyarede olmazmış. İnsanı hüüt diye dışarı çekermiş atmosfer.

Tehlikeli Oyunlar, sf. 146.
Oğuz Atay

Afişe Olmuş Gidiyorsun

  • 0




Indie müzik yapan grupların konser afişleri, albüm görselleri vs. ilgimi çekmiştir. İnternette yeni görsel aramalar yaparken rasgeldim Dan Grzeca'nın çizimlerine. Kendisi Chicago'nun bağrından çıkmış, etkileyici konser/show vs. posterleri tasarlayan bir çizer. Özellikle hemen üstteki görseli pek beğendim. Birbirinden farklı, etkileyici çizer ve çizimleri birleştirmiş bir kaynak için şurdan, dan grzeca'nın kişisel blogu içinse burdan gidebilirsiniz.


Our History will be What We Make of It

  • 0

Aşağıdaki postun sonuç kısmında alıntıladığım alakasız duran konuşma, ellilerde nam salmış amerikalı televizyon gazetecisi edward murrow'dan. 1958 yılında yaptığı konuşmadan alıntı. kendisini george clooney'in hem yönetip hem de oynadığı good night and good luck filminde de izlemiş idik. benim aklıma ise bu konuşma, maybeshewill'in Sing the Word Hope in Four-Part Harmony albümündeki aynı isimli şarkıdan düştü. edward murrow'ın konuşmasının kaydı üzerine döşenen post rock ile peydahlanmış bu güzide eser. bu kadar kelam üstüne, isteyenler yine aynı albümden This Time Last Year ile devam edebilirler yola.

iyi yolculuklar.

Toplu

  • 2

yıllardan 1897, sanayi devriminin fitili buharlı makine bulunalı doksan yıl olmuş yani, Virginia O'Hanlon adlı kızın doğumundan o yana ise sekiz yıl. Bu kız, virginia, kalkmış, zamanın new york gazetelerinden biri the sun'ın editöründen Santa Claus'un varlığı üzerine kendisine bilgi vermesini isteyen bir mektup yazmış. Mektubun aslı yukarıda, transı ise aşağıda.

Virginia'nın Mektubu;

Dear Editor,
I am eight years old. Some of my little friends say there is no Santa Claus. Papa says "If you see it in the Sun it's so." Please tell me the truth, is there a Santa Claus? Virginia O'Hanlon. 115 W.95th St

editörün cevabı, bu tür nice mektuplar ve virginia'nın çıplak fotoğrafları için tıklayınız.


varan iki. Christine Ericsdotter isminde bir şahıs x-ray kamera ile saniyede elli frame içeren yirmi saniyelik bir kayıt yapmış. elin oğlu deyip geçmemek lazım, en azından içinizin bi hoş olduğunu itiraf edin kendinize. bi titreme gelmedi mi size de yahu. denek bu sırada a takımının melodisini mırıldanıyormuş, dı dırıtdıııt dıt dıt dıt dırınıı nınınnııı nı nınının nını nıııı...

bunun kaynağı da bura.

I Know You, Stanley Milgram!

  • 0
hayat ne enteresan long distance calling felan. i know you, stanley milgram deyince almancı beyler kim ola ki stanley hissiyatı uyandı bünyemde. /*bir de stanley tucci var idi, o çağrışmadı*/ derken bir de baktım milgram deneyi, bir de baktım google.



nazi savaş suçlusu adolf eichmann'ın yargılanma süreci ve psikiyatrların eichmann'ın son derece sağlıklı ve normal olduğunu saptamaları, almanya'dan amerika'ya göç etmiş bir araştırmacı olan yale üniversitesi'nden psikolog stanley milgram'ın ilgisini çeker. acaba milyonlarca insanın toplama kamplarında öldürüldüğü nazi almanyası'ndaki yüzlerce üniformalı, yalnızca görevini yerine getiren, 'işini' yapan sıradan insanlar olabilirler miydi? milgram (1963), bu sorunun yanıtını bulmak için bir dizi deney gerçekleştirir. bu deneyde laboratuvara alınan denekleri 'beyaz bir önlük' giymiş deneyci karşılar. ayrıca, denek laboratuvara geldiği zaman yaşlı bir adamın da bu deney için beklediğini görür. deneklere, deneyin bir öğrenme deneyi olduğu ve bu öğrenme olayında birinin öğretmen, diğerinin ise öğrenci olacağı söylenir. öğretmenin görevi öğrenci bir hata yaparsa onu cezalandırmaktır. bu ceza ise elektrik şokudur. kimin öğrenci kimin öğretmen olacağını belirlemek için de kura çekilir. yaşlı adam araştırmacının asistanı, diğeri ise gerçek denek olduğundan kura düzmece bir kuradır. öğretmen rolündeki denek, voltajı artıran düğmelerden oluşan büyük bir elektrik jeneratörünün önünde oturtulur. öğretmen, öğrenciye kelime çiftlerinden oluşan bir listeyi öğretmek ve eğer öğrenci hata yaparsa ona şok vermekle yükümlüdür. öğretmenin en düşük voltajdan başlayarak elektrik şokunu her hatada artırması istenir. milgram içinde psikoloji uzmanlarının da bulunduğu onlarca insana deneylerin sonucunun ne olabileceğini sorar. tüm yanıtlar yapılması söylenen işin vahşetinin deneki caydıracağı ve araştırmacıyla işbirliği yapmayı reddedeceği yönündedir. fakat milgram'ın deney sonuçlarına göre deneye katılan deneklerin yüzde 65'i tüm voltaj derecelerini öğrenciye verir. ve hiçbir denek 300 volttan (en fazla 450 idi) önce deneyi bırakmaz. milgram, 1974 yılında araştırma sonuçlarını yayınladığında akademi çevreleri tarafından ağır eleştirilere maruz kalır. çünkü araştırma sonuçları yoluyla, her gün otorite mekanizmalarıyla karşı karşıya kalan bizlerin de bir canavara dönüşebilme potansiyelinin gözler önüne serilmesi rahatsızlık vericidir. vahşeti uzaklaştırmanın verdiği rahatlık ve bu vahşeti yaratanların birer canavar olduklarını düşünmek, milyonlarca masum insanın başına gelenleri uygun koşullarda bizlerin de yapabileceğini bilmekten elbette ki daha rahatlatıcıdır. işlerini yapıyorlardı. ... [1]

Milgram ulaştığı sonuçları açıklayan iki ana kuram geliştirdi.

  1. İlki, S. Asch'in çalışmalarını temel alan Uyum Kuramı'dır. Milgram başvuru grubu ile birey arasındaki temel ilişkiyi tanıtır. Karar verme konusunda, özellikle bir kriz ortamında karar verme konusunda hiçbir deneyimi veya yeteneği olmayan bir denek, kararı gruba ve gruptaki hiyerarşiye bırakır. Grup bir davranışsal model oluşturur.
  2. İkincisi ise Araçlaşma Kuramı'dır. Milgram'a göre, "itaatin özü, bir insanın kendisini başka bir insanın isteklerini gerçekleştiren bir araç olarak görmesi, böylece kendi davranışlarından kendisini sorumlu hissetmemesidir. Kişinin bakış açısındaki bu kritik kayma gerçekleştiği zaman, itaatin tüm öznitelikleri bunu izler". Bu temel olarak askersel açıdan otoriteye saygının temelidir; askerler üstlerinin emirlerini ve komutlarını, sorumluluğun subaylarda olduğunu bilerek yerine getirirler. [2]
..derken bir milgram deneyi olarak das experiment izlenebilir.

[1] gözde kiral - milgram'ı yeniden okumak@radikal iki
[2] vikipedi - milgram deneyi maddesi
[3] resim ntvmsnbc'den. sadece kendisine verilen göreve itaat eden asker.

Çörek otlu tuzlu kurabiye açılımı

  • 0


Humus açılımı postunda belirtilen durumun vehametini göstermesi açısından ve açın halinden tok ne anlar diyerekten ifşa ediyorum bu görseli.

*çünkü sevdiğim yiyeceği bulamıyorum. eğer bulsaydım, inanın bana, ben de siz ve diğerleri gibi tıka basa karnımı doyururdum.

franz kafka
- açlık sanatçısı

Dev hizmet

İlkokul kariyerinde hızla ilerlemekte olan gençlerimize, evlilik arefesinde olan daha büyükçe gençlerimize ve nice ergenlere sundance kid'den dev hizmet. aşk hayatınıza yön vereceğiniz şu günlerde bu külliyatı okumadan sakın hareket etmeyin.

fantastique..
- le monde

kafkaesque...
- the prague post

lenin görse gözleri dolardı...
- pravda

şıpsevdi sakızları türkler üreyemesin, nesli tükensin diye israil tarafından türkiyeye gizli yollardan sızdırılmış, gdo sakızıymış.

dınınınıııııııın. yazıları rahatça okumak için, opera kullanmanız veya monitöre yaklaşmanız tavsiye edilir.



şaka lan şaka amma da safsın. ama opera kullansan iyi edersin yine de. haydin tıkla.

The Grapes of Wrath

  • 0

*Rich fellas come up an' they die, an' their kids ain't no good an' they die out. But we keep a'comin'. We're the people that live. They can't wipe us out; they can't lick us. We'll go on forever, Pa, 'cause we're the people.

Ma Joad

The Grapes of Wrath
John Steinbeck

Otostopçunun Galaksi Rehberi

  • 0


*Kestirme yollar, bazı insanların A noktasından B noktasına çok hızlı bir şekilde gitmesini, bu sırada başka insanların da B noktasından A noktasına çok hızlı bir şekilde varmasını sağlayan buluşlardır. Tam ortada bir nokta olan C noktasında yaşayan insanlarsa sık sık şunu merak ederdi: A noktasında ne var ki bunca insan B noktasından oraya gitmek için can atıyor ve B noktasında ne var ki bunca insan A noktasından oraya gitmek için can atıyor? Çoğu kez insanların hangi lanet olası yerde olmak istediklerine kesin bir karar verip bu duruma bir son vermelerini dilerlerdi.

Douglas Adams
Otostopçunun Galaksi Rehberi
  • 0


*Yorgunluğu, bir gladyatörün ölümcül kavgasından sonra yaşadığı yorgunluğu andırıyor, bir memurun odasının tek bir duvarına beyaz badana çekti.

F. Kafka

alındı

  • 0



*ah gözünü sevdiğim aydın kişi,
1952 senesinde anadolu'da
hala tezektir her işin başı
amma burnumuzun dibindeki dağda linyit varmış
kara kömür çıkarmış on parmağını topraktan
damar damar
yüzümüze bakarmış
onun yanıbaşında başı boş bedava
kızılırmak akıp gidermiş
kimin umrunda!.. gelsin tezek
gitsin tezek
öyle tiryakileri var ki mübareğin
nerde ise iri kıyım sarıp tüttürecek
canım ciğerim tezek her derde deva
üstüne üstelik bedava.

B. Rahmi Eyüboğlu


diyorum ki boş durmasın blog atayım önüne bir resim bir de şiir alsın ortalığı sohbet helecanı. sıcaklardan mı bahsedersiniz yoksa nemin önlenemez yükselişinden siz bilirsiniz. ister güler zere ister hurşit tolon hatta isterseniz tayyibimin kaşları kara deyin amma velakin susmayın, sağım solum önüm arkam suskunlukken her daim sobeleniyorum. yazık oluyor bana.
  • 0


* mutsuzluktan söz etmek istiyorum
dikey ve yatay mutsuzluktan
mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor
...

turgut uyar













  • 0

“Eğer Leonardo, Mona Lisa tablosunun altına şöyle yazsaydı ona nasıl değer verebilirdik: ‘Hanımefendi gülümsüyor çünkü sevgilisinden sakladığı bir sır var.’ Bu, izleyiciyi gerçeğe zincirlerdi ve ben bunun 2001: A Space Odyssey’e olmasını istemiyorum.”

Stanley Kubrick

  • 0
*iki çay söylemiştik, biri açık
keşke yalnız bunun için sevseydim seni

cemal süreyya
  • 0
*...
mutsuzluktan söz etmek istiyorum
dikey ve yatay mutsuzluktan
mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor
biz giz dolu bir şey yaşadık
onlar da orada yaşadılar
bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak
en başta mutsuzluk elbet
kasaba meyhanesi gibi
kahkahası gün ışığına vurupta
ötede beride yansımayan
yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
öbürünün bir kadından aldığı verem
bütün ishanlarının tarihçesi
bütün söz vermelerin tarihçesi
sevgim acıyor
yazık sevgime diyor birisi
güzel gözlü bir çocuğun bile
o kadar korunmuş bir yazı yoktu
ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
gemiler gene gelip gidiyor
dağlar kararıp aydınlanacaklar
ve o kadar
tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
sonbahar geldi hüzün
kış geldi kara hüzün
ey en akıllı kişisi dünyanın
bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
kimi sevsem
kim beni sevse
eylül toparlandi gitti işte
ekim falan da gider bu gidişle
tarihe gömülen koca koca atlar
tarihe gömülür o kadar
...

* Turgut Uyar
  • 0
*kelimelere herkes kendine göre bir anlam,bir değer veriyor galiba.bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dili konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu? der aylak adam.

yusuf atılgan.
  • 0


*bize birbirimizden başka kimsenin yardım etmeyeceğini, eğer elimizi uzatmazsak hiçbir elin bizi kurtaramayacağını biliyoruz. uzattığınız el de boş, tıpkı benimki gibi. hiçbir şeyiniz yok. hiçbir şeye sahip değilsiniz. hiçbir şey sizin malınız değil. özgürsünüz. sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir. ... özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. hükümetimiz yok, yalnızca özgür birlik ilkemiz var. devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz, patronlarımız, bankerlerimiz, mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz, sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz, savaşlarımız yok. başka da pek fazla şeyimiz var sayılmaz. biz paylaşırız, sahip olmayız. varlıklı değiliz. hiçbirimiz zengin değiliz. hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. eğer istediğiniz, aradığınız şey buysa o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum. ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor, tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi. vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. devrim'i satın alamazsınız. devrim'i yapamazsınız. devrim olabilirsiniz ancak. devrim ya sizdedir, ya da hiçbir yerde değildir.

Ursula K. LeGuin - The Dispossessed

Helvetica

  • 0




Helvetica üzerine bir yazıyı PC bilgisayarda, onun taklidi olan Ariel'le ya da başka bir fontla yazmak zorunda kalmak, onu daha sonra gazete sayfalarını hazırlarken Helvetica'ya dönüştürmek enteresan. Çünkü neredeyse bütün bilgisaylarda kullanılan Microsoft işletim sisteminde Helvetica karakteri yok. Ama kadere bakın ki 1993'te Helvetica'ya karşı Ariel'i geliştiren Microsoft'un logosu da Helvetica.
1957 yılında Max Miedinger tarafından İsviçre'deki Haas dökümhanesinde dizayn edilen Helvetica, bu yıl 50 yaşına bastı. Uzmanlar tarafından son 500 yılın en iyi fontu seçilen Helvetica okunaklı, zarif, yalın, açık ve net, kullanışlı bir yazı fontu olmanın çok ötesinde anlamlar içeriyor. Grafik tasarımcıların, reklamcıların en çok kullandığı yazı karakteri olduğu için kimileri Kapitalizmin simgesi olarak görüyor, kimileri de ondaki düzeni Sosyalist sisteme benzetiyor. Kesin olan şu ki afiş, logo, poster, tabela... Helvetica her yerde. Etrafınıza şöyle bir alıcı gözle bakın, her yerde onu göreceksiniz. 3M, Agfa, American Airlines, BMW, Lufthansa, Fendi, Microsoft, Mitsubishi Electric, Muji, Nestle, Panasonic, Saab, Samsung, Texaco gibi binlerce küresel markanın logosu Helvetica. Hatta 'Helvetica Ariel'e Karşı' diye bir internet oyunu bile var...
50'nci yılında Helvetica'nın bir de belgeseli oldu. İstanbul Film Festivali'nin programında yer alan belgeselin yönetmeni Amerikalı Gary Huswit de İstanbul'a geldi ve festivalin tanıtım kampanyasını yürüten HEP İletişim tarafından 2 Nisan'da Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü'nde düzenlenen söyleşiye katıldı. Grafik tasarımcı Esen Karol'un da katıldığı etkinlikte sunulan, Bülent Erkmen'in hazırladığı '12 Siyasi Parti 1 Helvetica' başlıklı dia gösterisi de Helvetica'nın nasıl hayatımızın içinde olduğunun göstergesiydi. 1999 seçimlerinde 18 siyasi partiden 12'si parti politikaları taban tabana zıt olsa da reklam kampanyalarında Helvetica ortak paydasında birleşmişlerdi. Sonuçta sandıktan DSP, ANAP, MHP koalisyonu çıktı ama kazanan Helvetica olmuştu.
Gary Huswit'le bir söyleşi gerçekleştiren Esen Karol'un "Kendi adıma Kurt Cobain'in, Helvetica'nın önlenemez yükselişi nedeniyle intihar ettiğini düşünüyorum" tespiti oldukça manidardı. Daha önce müzik üzerine birkaç belgesele yapımcı olarak imza atan yönetmen Huswit, amatör de olsa grafik tasarımcılığı yapmış: "86'da bir MAC aldım. Grafik tasarımını kendi kendime öğrendim. Hiçbir zaman profesyonel olmadım. Hazırladığımız kitaplar için tasarım yapıyordum. Böyle olunca fontlarla yakın ilginiz oluyor. 90'larda Helvetica'yı epey kullandım ama hiçbir zaman en sevdiğim font olmadı.
Ama bir afiş tasarlayın deseniz herhalde yine Helvetica kullanırdım."
Huswit, yazı karakterleriyle ilgili bir belgesel yapmaya karar verdiğinde iki yıl sonra Helvetica'nın 50. yılı olduğunu öğrendi. Araştırmaya başlayınca da her yerde Helvetica'yla karşılaştığını fark etti. Bilgi'deki söyleşi sırasında içtiği suyun şişesindeki logonun da Helvetica'yla yazıldığını fark ettiği gibi... Yaptığı her işte bir şekilde grafik tasarımın alanına girdiğini belirten Huswit, "Araştırdım ve yazı karakterleri, grafik tasarımı üzerine bugüne kadar yapılmış bir filme rastlamadım. Bu beni çok şaşırttı. Çok enteresandır. Reklamcılar kendilerini anlatmayı sevmiyor galiba. Ben böyle bir film izlemek istiyordum ve izlemek istediğim filmi de yaptığımı düşünüyorum. Belgeselde Helvetica savunuculuğu yapmadım. Duymak istediğim farklı bakış açılarını duydum" diyor.

Huswit'ın belgeseli Helvetica üzerinden aslında tipografi, grafik tasarım ve görsel kültürün son 50 yılını anlatıyor. Helvetica tarihi boyunca tasarımcıların en çok tercih ettiği karakter olsa da kimileri aynılık ve sınırlılık duygusu nedeniyle ondan sıkıldı. 1980'lerde postmodern dönemde ise her şey gibi yazı fontları da deformasyona uğradı, ardından grunge tipografisi geldi. Ama hiçbiri Helvetica'nın egemenliğini sona erdiremedi. Tasarımcılara göre, zamanla 69 farklı versiyonu geliştirilen Helvetica, 2000'lerin dijital kültürü için son derece uygun bir yazı karakteri.
Belgesele görüşleriyle katılan grafik tasarımın ünlü isimlerine göre Helvetica'nın özelliği, bir süre sonra kendini kaybettirmesi. Bir tasarımcı "Anlam kelimenin kendisinde olmalı yazı karakterinde değil. Bu yüzden Helvetica'yı seçtik. Bir süre sonra kendini unutturuyor, onu görmüyorsunuz" derken bir diğeri Helvetica'yla ilgili "Harflerin pürüzsüzlüğü insana güven veriyor" yorumunu yapıyor. Savaş sonrasının, 1950'lerin arayış ortamında tam da aranan yazı tipiydi Helvetica. Bir tasarımcının bu döneme ilişkin tesbitiyle bitirelim: "Çölde sürüklenirken birisinin size bir bardak soğuk su uzatması gibiydi."

Radikal'den alıntı.